Okan TELATAR: "Dayanışmayı güçlendiren kamusal alanlar desteklendiğinde sorunlara doğru yerden katkı sunulmuş olacak"

Rize Pazar SOL Parti İlçe Başkanı Okan Telatar ile gündeme dair genel ve yerel siyaseti uzun, uzun konuştuk. Ajans Pazar sordu, Okan Telatar yanıtladı.

Rize Pazar SOL Parti İlçe Başkanı Okan Telatar ile gündeme dair genel ve yerel siyaseti uzun, uzun konuştuk. Ajans Pazar sordu, Okan Telatar yanıtladı.

SOL Parti’nin Türkiye siyaseti içerisindeki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Biz SOL Parti olarak kendimizi Türkiye siyasetinde emekten, özgürlükten, laiklikten ve bağımsızlıktan yana bir hatta konumlandırıyoruz. Devrimci, demokratik bir cumhuriyet iddiasına sahibiz o nedenle Sol parti olarak bugünkü siyasal islamcı rejim karşısında tüm toplumsal muhalefet kesimleriyle beraber esaslı bir değişimi hedefliyoruz. Partimizin eleştirileri sadece iktidarla sınırlı olmayıp asıl olarak bugünkü neo-liberal anlayışı ve kapitalist sistemi eleştiren bir noktadan hareket ediyoruz. Parti olarak kuruluşumuzdan beri laiklik, kamuculuk, halkçılık gibi temel sol değerler noktasında çalışmalar yapıyoruz. SOL Parti en yakın politik görev olarak siyasal İslamcı tek adam rejiminin yıkılmasını önüne koyuyor.  Ülkede son derece küçük bir azınlıktan oluşan bu rejimin sahipleri ülkenin tüm birikimlerini tekelinde topladığı bir düzen yarattı, yoksulluk ve adaletsizlikten başka bir şey vaat etmediği işçi sınıfı ve yoksul köylülerin, Alevi’si, Sünni’siyle, Türk’ü, Kürt’üyle tüm ezilen emekçi halk kesimlerinin en kötü ve en tehlikeli düşmanı bugünkü iktidar blokudur. Cumhuriyet’in ilerici birikimlerini büyük oranda tasfiye ederek kurulan bu rejim; tarikatlardan bölgemizde ittifak içinde olduğu cihatçı çetelere ve Diyanet’ten Saray eliyle kurulan vakıflara kadar gericiliğin ve tüm toplumu baskı altında tutmaya çalışan taassup dalgasının en güçlü dayanağı konumunda.

Bugün apaçık ortada olan gerçekler ve 23 yıldır yaşadığımız her şey yapılması gerekenler konusunda hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık olmalı. AKP ve MHP bloğuna karşı hiçbir açık kapı bırakmadan hiçbir muğlaklık yaratmadan muhalefet güçlerinin net ve ortak tutumu olarak onların karşısında konumlanmalıyız. Olağanüstü koşullarda ilerleyen bu süreç bunun çok ötesinde bir politika ve mücadeleyi zorunlu kılıyor. Bunlar da ancak ilerici toplumsal muhalefet güçlerinin yapabilecekleri şeylerdir.

19 Mart’ın ardından da gördük ki AKP karşısında onu yenebilecek çok büyük bir devrimci direniş birikimine sahibiz. Daha dün önlerine kurulan barikatı aşarak yürüyen ve artık bu rejimde yaşamanın her biri için kâbusa dönüştüğü gençlerin ve nefes alamaz hale getirilmiş tüm emekçilerin aktif mücadelesiyle başarmak mümkün. SOL Parti bu zorlu sürecin tüm etaplarında, toplumsal bir mücadele seferberliğini örgütleyerek sokaklarda ve hayatın her alanında tüm ilerici toplumsal muhalefet güçleriyle birlikte bu sürecin aktif bir öznesi olarak konumlanacaktır.

Partinizin en çok üzerinde durduğu temel meseleler nelerdir?

- SOL Parti olarak üzerinde durduğumuz temel meseleler, bu ülkede yaşayan yoksulların insanca biz düzende yaşaması, emekçilerin hakları, laiklik mücadelesi ve kamucu ekonomi anlayışıdır. Partimiz sömürüye karşı örgütlü mücadeleyi savunuyor. Bugünkü tarikat-cemaat ağlarına karşı savunduğumuz laiklik gerçek bir özgürlüğün güvencesi olacaktır. Özallı yıllarla başlayan ve AKP dönemiyle iyice artan özelleştirmelere karşı, kamunun ve halka ait olanın yeniden kazanılmasını savunuyoruz. Milli Eğitim Bakanı’nın özel okul sahibi olduğu, Sağlık bakanının özel hastane sahibi bir patron olduğu düzende Yenidoğan çetelerinin cirit atması normal. Buna karşı Eğitim, sağlık ve enerji gibi temel hizmetlerin piyasa kurallarına göre değil, halkın ihtiyacına göre yapılandırılması için mücadele ediyoruz. Ayrıca bizler tarihsel olarak ülkemizin bağımsızlığını savunuruz, Denizlerin, Mahirlerin yolunda anti-emperyalist bir ruhla hareket ediyoruz.

Bugünkü iktidarın NATO, ABD ve AB ile kurduğu işbirliğine karşı ülkemizin bağımsız olmasını savunuyoruz. Sözde Filistin halkının yanında olup arkaplanda İsrail ile ticari anlaşmalarına devam eden hükümet politikalarına karşı da Özgür Filistin için mücadele ediyoruz.

Türkiye’de sol siyasetin yeterince temsil edilmediğini düşünüyor musunuz?

- Türkiye’de bugün her şeye rağmen ciddi toplumsal direniş birikimleri olsa da SOL yeteri kadar temsil edilemiyor. Gençlerin, kadınların, emeklilerin üzerinde yükseldiği sokak birikimi var ancak bu birikim siyaset alanında henüz karşılığını bulabilmiş değil. Bunun en önemli nedeni, mevcut siyaset anlayışları, yani burjuva siyaset anlayışı seçime indirgenmiş siyasetlerin etrafına doğru gelişirken, sol henüz aşağıda biriken ve muhalefetini arayan kitlelerle bağını geliştiren, onun siyasal taşıyıcılığını yapacak bir noktaya evrilemedi. Dolayısıyla da böyle bir toplumsal birikimle onun siyaset alanındaki çelişkisi devam ediyor. Bu durumda alternatiflerin ortaya çıkması da mümkün olmuyor. Mevcut düzen içi siyaset anlayışlarının hakimiyeti devam ediyor. Alternatifsizlik ve seçeneksizlik bu tablodan kaynaklanıyor. Sol hareket, toplumsal mücadeleler içerisindeki bağlarını güçlendirerek bunu çözmek zorunda. Muhalefetin toplumun taleplerini sahiplenmekten uzak, kendi iç koltuk ve yer kapmaya dayanan iktidar kavgalarının biraz da popüler şahıslarla süslenerek sunulduğu siyasetsiz bir muhalefet en çıplak haliyle kendini ortaya koymaya devam ediyor, bunun karşısında sol yeniden halkla kurduğu bağları güçlendirerek siyasetin her alanında etkin olmak zorundadır. Bu Türkiye’nin en önemli ihtiyacıdır.

SOL Parti’nin özellikle gençlere ve kadınlara yönelik politikalarını biraz açar mısınız?

- Gençlik Türkiye siyaset sahnesinde geçmişten beri arka planda tutulsa da gençliğin mücadelesi ve talepleri Türkiye siyasal tarihi açısından her zaman belirleyici bir rol oynamıştır. Bugün gençler tüm baskılanma karşısında 19 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden ODTÜ’ye barikatları aşarak Erdoğan’a karşı zihinlerdeki barikatları da yıktı. SOL Parti, gençliği sadece geleceğin değil, bugünün de öznesi olarak görür ve siyasette her zaman etkin olmasını savunur. Gençlerin sistem tarafından eğitim politikalarında, işsizlikte ve yaşam tarzı üzerinden baskı altına alınmasına karşı çıkar. Bu nedenle özgür, bilimsel ve laik bir eğitim sistemini talep eder, üniversitelerde gençliğin söz sahibi olmasını savunur. Gençleri intiharla burun buruna getiren işsizliğe ve hayat pahalılığına karşı kamu istihdamını savunur. Ayrıca KYK borçlarının silinmesini, barınma ve ulaşım gibi temel ihtiyaçların kamu tarafından karşılanmasını talep ediyoruz. Gençlerin sanata, bilime, spora erişimi lüks olmamalıdır. Gençlerin bu ülkede yaşamaktan mutlu olacağı bir düzeni kurmak zorundayız. Kadınlar da AKP iktidarı tarafından hem ekonomik olarak eziliyor, hem de kadın oldukları için cinsiyetçi bir saldırı altında kalıyor. Bizler SOL parti olarak gençlerin ve kadınları partisi olacağız. Kadınlara dönük saldırıda bulunanlar yargılamalarında hak ettikleri cezayı almıyor. Kadınlara yönelik şiddetle, sömürüyle ve ayrımcılıkla mücadele temel mücadele başlıklarımızdandır. İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesini, 6284 sayılı yasanın tam uygulanmasını savunuyoruz. Kadınların güvenceli çalışmasını, kamusal bakım hizmetlerinin artırılmasını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alırız. Ayrıca dini referanslarla ve gerici politikalarla kadınların yaşam tarzına müdahale edilmesine karşı çıkıyoruz,  laikliğin kadın özgürlüğü için vazgeçilmez olduğunu savunuyoruz. “Kadınların eşitliği, sadece yasalarla değil; hayatın her alanında fiilen sağlanmalıdır.”  diyerek Parti içi yapıda da kadın kotası uyguluyor ve kadınların karar alma süreçlerinde eşit temsilini sağlıyoruz.

Pazar ilçesinin en önemli sorunları sizce nelerdir?

- Pazar ilçemizi hep kalbimiz olarak değerlendirdik ama sorunları doğru tespit etmemiz lazım. Kalbimizde problemler var ve bunlar üç beş yılda oluşmadı. Her sorun, ayrı bir başlık altında tartışmayı ve çözümü hak ediyor. İlk akla gelen başlık, kentleşme sorunudur. Çarpık ve düzensiz bir manzara arz etmektedir.

Kültürel sorunları vardır, gençler ve kadınlarımız için tek seçenek hava kararmadan eve gitmektir. Erkekler içinse tek sosyalleşme alanı olarak kahveneler gözükmektedir. Sinema ve tiyatro salonu, kapalı ve açık konser alanı yoktur. İlçenin tek kültür-sanat mekanı, Pazar Kültür ve Sanat Evi’dir ve orası da kısıtlı imkanlarla yaşamaya çalışmaktadır.

Madde bağımlılığı ise, biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarıyla karşımızdadır. Önlenebilir ve tedavi edilebilir bir halk sağlığı krizidir. Derme çatma yaşam alanlarında güvencesiz ve sağlıksız koşullarda yaşayan gençlerimiz için uyuşturucu madde, hayata katlanmayı kolaylaştıran bir araç olarak önlerine gelmektedir. Mahalle kültürünü yok eden rant projeleri yerine dayanışmayı güçlendiren kamusal alanlar desteklendiğinde, bu soruna da doğru yerden bir katkı sunulmuş olacaktır.

Ulaşım, altyapı ve çevre sorunları konusunda neler gözlemliyorsunuz?

Pazar ile diğer ilçeler arasındaki ulaşım, dolmuş-minibüslerle sağlanmakta, özellikle akşam saatlerinde muhtemelen yetersiz yolcu sayısı gerekçesiyle araç kıtlığı yaşanmaktadır. Kısa vadeli bir çözüm olarak ilk akla gelen, Rize Belediyesiyle işbirliği içerisinde bir ring aracı konularak Rize-Fındıklı güzergahında yurttaşlara ulaşım hizmeti vermek olabilir. Raylı sistem belki kısa vade için imkansız görülebilir ama Rize’den Pazar ve Fındıklı yönüne doğru hiç olmazsa yaz aylarında deniz yolu ulaşımını hayata geçirmek mümkündür. Başka ülkelerde dron ile ulaşımın tartışıldığı şu çağda bizim bu cümleleri kurmamız yersiz midir? Fakat ülkemizde en önemli sorun, bir sorunu aşmak için çözüm odaklı mesai harcamak yerine, kullanışsız olsa da kâr odaklı projeler dayatmaktır. Kara yoluyla Köylerle ilçe arasında taksilerle sağlanan ulaşım ise ekonomik nedenlerle azalmış durumdadır. Köy minibüslerinin adeta ortadan kalkması bunun nedenidir. Minibüslerin ortadan kalkması ise, okulların ortadan kalkması nedeniyle boşalan köylerde yeterince yolcunun bulunmamasıdır. Çöp sorununa kalıcı bir çözüm üretmek zorunda olan, Çay-Kur konusunda gelecek kaygıları bulunan, sel ve heyelan tehlikesiyle yaşayan ilçemizde sorunlar, zaman geçtikçe çeşitlenmektedir.

Pazar’da çay üreticilerinin yaşadığı sorunlara ilişkin partinizin çözüm önerileri nelerdir?

- Çay üreticileri açısından en yakın sorun, satış kotası gibi gözüküyor. İnsanlar çayı topluyor ama belli bir miktarın üzerinde satamıyor. Çay-Kur tarafından kota uygulanmasının sebebi, ‘tarladan gelen çayın tamamını aldığmızda hepsini işlememiz zor’ cümlesiyle özetlenebilir. Ne olacak, çay tarlada kalacak. Yani taze sürgün orada yaprağa dönecek. O haliyle toplandığında ise, fabrikada üretilen yani demliğe konulan kuru çayın kalitesi düşecektir. Kotanın başka bir anlamı, özel çay şirketlerinin korunmasıdır. Bu anlaşılır bir durum olabilir, ancak kaptalist piyasa mantığına uygun olarak Çay-Kur’a örneğin on liraya satılan yaş çay, özel sektör tarafından altı-yedi liraya satın alınmaktadır. Kimse ‘neden özel sektör korunuyor’ demiyor elbette ama ‘niye Çay-Kur fiyatıyla alınmıyor’ diyor haklı olarak. Yaş çaydaki fiyat belirleme süreci ise başka bir tartışma konusudur elbette. Gübre ve işçilik maliyetleri düşüldükten sonra kalan paranın bir kısmı da doktora verilince, geriye sefalet kalmaktadır. Yakın bir gelecekte çayın başına gelecek olan şey, fındığın başına gelen şey olabilir. Fındıktaki İtalyan tekeli Ferrero benzeri bir şirketin, çayın başına da musallat edilmesi ihtimal dışı değil. Sonraki aşama ne olabilir? Tarlaların satın alınıp üreticilerin bir zamanlar kendilerine ait olan bahçelerde şirket adına işçilik yapmaları elbette!

Bölgede gençlerin işsizlik ve göç sorununa dair nasıl bir yaklaşımınız var?

- Gençlerimiz ciddi oranda işsizdir. Mevsimlik işçi olarak bir fabrikaya girip senede altı ay çalışma imkanı bulan, kendini şanslı saymaktadır. Pazar’da bir havaalanı yapıldı ama niye yapıldı? Bölgede iş bulamayıp gurbete giden gençlerimiz izin kullanırken senede iki kez rahatça binip gelsin, çay topladıktan sonra binip dönsün diye mi? Değil elbette… Bu havaalanı askeri amaçla, NATO’nun ihtiyacı için yapıldı. Oysa gençlerimizin doğup yaşadığı yerde çalışacağı iş alanlarına ihtiyacı vardı ama köy okullarını kapatıp insanları şehirlere yığarak onları ucuz işgücü yapan mekanizma bunu mu düşünecek?

Karadeniz’de HES projeleri, taş ocakları ve maden çalışmaları yoğun bir şekilde gündeme geliyor. Bu konuda partinizin tavrı nedir?

- HES projeleri ve taş ocaklarının yaratacağı bir istihdam yoktur. Biri sulara el koyuyor, diğeri dağları yağmalıyor. İkisi birlikte yaşam alanlarımızı ve coğrafyamızı yok ediyor. Yatırım deyince akan suların duracağı sanılıyor. Bu ülkede bütün ekolojik suçlar hep yatırım lafları eşliğinde işlendi, toplum öyle yatırıldı ki, yerinden kalkamaz hale geldi. ‘Ne olursa olsun yatırım’ fikri doğru bir fikir değildir. Zafer Havaalanı da yatırım diye yapıldı mesela. Derelerimizi kurutan HES’ler de öyle. Maden arama adı altında ülkemizin dağlarını yabancı maden şirketlerine peşkeş çekip siyanürle zehirlenmesine sebep olan politikalar da hep yatırım adı altında uygulandı. Ülke topraklarımız Afrikalılaştırıldı, süreç devam ediyor ve saldırı daha da boyutlanmış durumdadır. Kim kazandı? Elbette ki ülkeyi zehirleyip cehennem yıkımı yaratattıktan sonra çekip giden emperyalist şirketler ve onların harçlık verdiği yerli aracılar!

Çay tarımında kimyasal kullanımı, çevre kirliliği ve sürdürülebilir üretim hakkında görüşleriniz nelerdir?

- Çayda kimyasal kullanımı yeni değil. Toprak artık toprak olmaktan çıkmış, senelerden beri kullanılan amonyum sülfat gibi kimyasal gübrelerle başka bir şeye dönüşmüş. Toprak buna alışmış. Kimyasalı kestiğiniz anda verim düşüyor. Kendine gelmesi için en az beş sene istiyor sizden. Kimyasalların yeraltı içme sularına karışıp bardağımıza kadar geldiklerini söylesek yanlış mı olur? Bu konuda ciddi bilimsel araştırmalar mutlaka yapılmıştır. Çevre kirliliği sadece sokakta gördüğümüz iki poşet çöp veya kenara atılan pet şişe ile sınırlı değildir. Bilimsel teknolojik devrimle gelen kolaylıkları yalnızca kar sağlamak için değil halk ve çevre için kullanmasını bilen yetenekli kadrolara, böyle bir bakışa sahip olmak gerekir.

Pazar’a bağlı Balıkçılar (Zelek) Köyü Limanında yapılmak istenen “Kafes Balıkçılığı” ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

- İlçemizde çevre sorunları vardır. Üstelik bitmek üzere olan bir balıkçılık yaşamı olmasına rağmen, adına  ‘kafes balıkçılığı’ denilen yeni bir problemi göğüslemek durumundadır. Ülkemizde Neo-liberal saldırı çağı başlarında mahalle bakkalları birer ikişer kapanıp her elli tanesi yerini kocaman bir markete bırakmaya başlamıştı. Şimdi de denizdeki doğal balıkçılığı bitirip yerine kafes balıkçılığını geçirmek istiyorlar. Oysa bu deniz, balıkçılık yapan ailelerin hayatıdır. Onlar da tıpkı bakkallar gibi gidecek, hepsinin yerine kafes balıkçılığı yapan bir şirket gelecek. Bu balıkçılık türünü dayatanlar, insanların gözünü ‘yatırım’ lafıyla boyuyor, sözünü ‘istihdam’ lafıyla kesiyor. Eski balıkçılar ne olacak? Şirket için asgari ücretle çalışan elemanlara dönüşecek. Alın size istihdam.

 Halkın size olan ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bugün mevcut seçim sisteminden ve seçim barajlarından kaynaklı SOL Parti olara aldığımız oy ne yazık ki yeterli değil. Ama Sol Parti’nin siyasetteki etkisi sandıkta aldığı oy ile ölçülemez. Bugün doğanın talanına karşı çıkarken, çayda, fındıkta sömürüye son derken bu halk her zaman bizim yanımızda. Biz de halkın yanındayız. Açıkcası sol parti zaten halkçı bir partidir ve gücünü halktan alır. Hazineden yardım alan bir parti değiliz gücümüzü kendi kaynaklarımızdan yaratırız, üye aidatlarıyla ayakta kalıyoruz ve faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Sokağa çıktığımız zaman insanların ilgisini, alakasını görmek onların bizi diğer partilerden farklı olarak samimi görmeleri, karşılıksız, kişisel menfaatten uzak bir siyaset yapmamızın bir sonucudur.

Gençlerin siyasete katılımını nasıl artırmayı planlıyorsunuz?

- SOL Parti zaten gençlerin partisidir. Biz gençlerin vitrin haline getirildiği partilerden değiliz. Gençler bizim partimizde her zaman söz sahibidir. Onları düzen partilerinin dışında devrimci partilerde örgütlenmeye çağırıyoruz. Gençlik doğası gereği yaratıcıdır, hızlıdır, üretkendir. Bizim partimize gelsinler ülkenin ve kendilerinin geleceği için hep beraber mücadele edelim. SOL Parti’nin gençleşmesi, yalnızca genç üyelerin sayısını artırmakla değil, gençliğin taleplerine kulak veren, onların enerjisini siyasete taşıyan ve karar alma süreçlerinde aktif rol almalarını sağlayan bir yapı ile mümkün olur. Gençlerin bağımsız örgütlenmesine olanak tanıyan Sol Genç, gençlerin yalnızca destekçi değil, aynı zamanda örgütleyici ve dönüştürücü bir güç olarak görülmesini sağlar. Gençler bizim için "geleceğin kadrosu" değil, bugünün politik öznesidir.

Türkiye’nin geleceğinde SOL Parti’nin nasıl bir rol oynayacağını düşünüyorsunuz?

- Bu rejimi sona erdirmemiz Türkiye’nin ve partimizin geleceğini belirleyecek temel meseledir. SOL Parti’nin Türkiye’nin geleceğinde nasıl bir rol oynayacağı, sadece kaç oy aldığıyla değil, topluma ne kadar umut ve yön gösterdiğiyle belirlenir. Bugün SOL Parti ve devrimciler olarak, emeği, laikliği, kamuculuğu ve halkın söz, yetki, karar hakkını savunarak mevcut düzen partilerinden farklı bir yerde duruyoruz. Ülkemizde insanların yeni bir yol araması kaçınılmazdır, SOL Parti olarak bu arayışa güçlü bir cevap verme çabasındayız.

Teşekkür ederiz.

SOL Parti Pazar Okan Telatar