"Ne Rütbe, Ne Şan, Ne Şöhret"; Yüzleş!
Yayınlanma :
29.03.2022 21:42
Güncelleme
: 29.03.2022 21:42
Bense ölümlerin karşısında, duygularımı ifade etmekte zorlanıyor,
80’li yıllarda aynı havayı teneffüs ettiğim, dönemin sembol isimleri, ülkü kahramanları teker teker bu fani dünyadan ebedi âleme göç ederken, geçmişle bugün arasında sıkışıp kalıyorum.
Onlar son yolculuklarına unutulmayacak bir sevgiyle uğurlanırken, var olma nedenlerinin ve inançlarının gereğini yaptıkları için her zaman “güzel insan, abi, dost” olarak anılacaklardır… Biz onlardan razı olduk; Allah'ta onlardan razı olsun.
Bir şey var ki, insani ve vicdani yaşam sürenlerle, değerleriyle dost yüreğinde iz bırakanlar; ölümleri ile yeniden doğuyorlar.
Bize düşen,
“vefa, sevme, sahiplenme, ülküdaşlık” duygularımızla ve ölümle bir kez daha yüzleşmektir.
Kırmak, yok saymak telaşıyla mücadele insanlarını daha fazla incitmemektir.
Doğduğumuz zaman dünyaya hiçbir şey getiremediğimiz gibi, ölürken de hiçbir şey götüremeyeceğimizi ama dünyaya çok şey bırakabileceğimizi bilmektir.
İnsan, kendisine verilen emanet zamanı tüketirken, o zamanı neyle ve nasıl doldurması gerektiğini hatırlatan ölüm gerçeğini göremiyor.
Ölüm, hayatla kendini insana sunar. İnsan ise bu durumu bilmeye ve anlamaya çalışarak kendi varoluş sürecini tamamlar. Nitekim hayatına da, ölümüne de anlam verecek olan yine insanın kendisidir.
Ne zaman öleceğimiz önemli değil, nasıl öleceğimiz ve anılacağımız önemlidir.
Nedense her gidenin ardından, kendimizle yüzleşmemiz de pek uzun sürmüyor.
Bir müddet sonra kaybettiklerimizi yeniden mezarlıklara bırakıyor, günlük kavgalarımızın, çıkarlarımızın derdine düşüyoruz. Bunu da vefasızlık olarak görmediğimiz gibi hayatın olağan akışında olması gereken olarak kabul ediyoruz.
Hırslarımız ve yaşamdan beklentilerimiz bizi bu dünyaya bağlarken, ölümün sözde uzağındaki yerimizi sağlamlaştırmaya çalışıyoruz.
Yetmiyor “dünyayı nimet, ahreti zillet” sayıyoruz.
Yaratılan dünya nimetine inanıyor da, ölümün insana kattığı anlamın bir nimet olduğunun idrakine varamıyoruz.
Mevlana’nın dediği gibi, “Oysa ki; aldığın nefes, taşıdığın beden, neyin var, neyin yok, hepsi emanet!”
Ölümden kaçınamayacağımıza göre yaşamın sonunu hesap etmek, “Senden helallik isteyen ah'lar ve boynu bükük insanlar bırakma… İnsanların "iyi bilirdik" dediği doğru insanlardan ol.” düşüncesiyle hareket etmek bize düşüyor.
Ölümlerin bizleri uyandırması ve özümüze döndürmesi dileğiyle…
(Bu yazıyı, Habib Yalçın’ın şahsında “Ne rütbe ne şan ne şöhret/ Neye yarar ki boş servet…” diyerek ömrünü bir ideal uğruna yaşayan ve tüketen ülkücülere ithaf ediyorum.)
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: