Sağlık, para, mutluluk gibi beklentilerimizin gerçekleşmesi umuduyla bir önceki seneden daha mükemmel geçmesini dilediğimiz yılbaşı kutlamaları gibi değil elbette. Aslına bakarsanız beklenti aynı beklenti, umut aynı umut... Sonuç? Yeryüzü sıcacık olsun ve biz yeni yılı coşkuyla kutlayabilelim diye o gün bile çalışan, yaptıkları işin fiziksel güçlüğüyle aldıkları paranın orantısı hep sömürülmeye denk çıkan emekçi bir kitle...
Geçtiğimiz ay hepimiz İzmir'i vuran o depremle sarsıldık. Bir kez daha onlarca vatandaşımızı kaybettik. Sorumlular sahneye çıkıp sahte yüzleriyle politikalarını yaparken, ekmek peşinde koşan madenciler, bu kez İzmir'e koştu. Sömürünün her türlüsüne karşı mücadele eden, yer altında her gün ölümle burun buruna gelen bu insanlardan daha çok kim anlayabilirdi enkaz altında direnenleri? Onlar ki kaç kez göçük altından çıkarmışlardı maden işçisi kardeşlerini. Bazen ölü, bazen nefes alıp verirken. Dayanışma nedir daha iyi kim bilebilirdi?
Bir avuç kömür için bir ömür feda ettiler ama haklarını almak için savaşan maden işçileri hep engellerle karşılaştılar. Şiirler yazıldı ardından: "yüz karası değil kömür karası, böyle kazanılır ekmek parası..." Şarkılar söylendi: "yürüdüler el ele gidiyorlardı cennet bahçelerine..." Çünkü binlerce öldüler, işlerine gittikleri her gün belki de ailelerini gördükleri son gün gibiydi, her gün zehir soludu ciğerleri, kaza kaza cennete düştüler, duymadılar seslerini. Yerin bilmem kaç kat altında oldukları için mi? Hayır. Sömürülene, ezilene, direnene sağır oldukları için.
Güneşin doğuşunun, masmavi gökyüzünün, baharın kokusunun, denizden gelen esintinin, hatta karın soğuğunun değerini onlardan daha iyi anlayabilen yoktur. Bizler ne zaman anlayacağız bir canın değerini?
Bir kömür sadece bir evi ısıtmaz, soğuk kalplerimizi de ısıtsın bu gün... Yer altında güneşi hayal edenlerin günü bu gün... En azından bugün...
"Yerin derinliklerinden geldiler
ellerinde susmak bilmeyen bir yer altı güneşiyle, ne kadar diplere bastırılsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla yüreklerinin.
ağır ağır geldiler,
sonra her gün geldiler,
artarak geldiler,
kadınları çocukları ve alkışlarıyla,
yoğurt mayalar gibi geldiler,
pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi,
su gibi, ateş gibi.
Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına,
yeni yollarla tanıştı ayakları,
her gün yeni kabuklar çatladı,
yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini,
bir kent oldular sonunda ve adını değiştirdiler ülkenin."
Yorumlar
Kalan Karakter: