Birkaç gün önce Şanlıurfa Siverek Teknik ve Meslek Lisesi'nde yaşanan silahlı baskın olayına dün Mardin'de tanıklık ettik. Bir kaç gün arayla okullara, öğretmenlere, öğrencilere yönelik saldırılar. Ölenler ve yaralananlar öğretmen ve öğrenci. Biz öğretmenleri, eğitimcileri üzen, derinden yaralayan olaylar yalnızca bir sıradan bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda eğitim sistemimizin derinlerinde büyüyen bir kırılmanın, ihmalin ve sessiz çöküşün acı bir yansımasıdır.
Okul dediğimiz yer, çocuğun kendini güvende hissettiği, düş kurmayı öğrendiği, insan olmanın inceliklerini keşfettiği bir yuva değil miydi? Peki, ne oldu da bu yuvalar korkunun, tedirginliğin ve şiddetin gölgesine terk edildi?
Eğitim, salt bilgi aktarmak değildir. Eğitim; güven, kimlik ve kişilik kazanma ve değerler edinme sürecidir. Bir öğrencinin kalemi korkuyla titriyorsa, bir öğretmen ders anlatırken kapıya kuşkuyla bakıyorsa, orada artık eğitimin temelinden söz etmek olası değildir. Çünkü öğrenme, ancak güvenli bir ortamda kök salabilir. Güvenin olmadığı yerde bilgi tutunamaz; korku, usun ve vicdanın önüne geçer.
Bu noktaya nasıl gelindi? Bu soru, sadece bir olayın değil, bir sürecin sorgulanmasını zorunlu kılar. Ailede başlayan değer eğitiminin zayıflaması, okulun sadece sınav başarısına indirgenmesi, öğrencinin birey olarak görülmemesi, öğretmenin toplum içindeki saygınlığının aşınması… Tüm bu etmenler, şiddetin eğitim ortamlarına kadar sızmasına ortam , fırsat ve olanak hazırlamıştır. Eğitim kurumları, yalnız bırakıldıkça; rehberlik, psikolojik destek ve sosyal gelişim alanları ihmal edildikçe, genç bireyler kendilerini ifade edemedikleri karanlık alanlara itilmektedir.
Pedagojik açıdan bakıldığında, bu tür olaylar bir “sonuçtur”; asıl sorun, bu sonucu doğuran nedenlerdir. Okullarda yalnızca akademik başarıya odaklanan sistem, öğrencinin duygusal dünyasını görmezden geldiğinde; iletişim, empati ve çatışma çözme becerileri gelişmeden kalır. Oysa eğitim, bireyi sadece sınavlara değil, hayata hazırlamalıdır. Yaşamla baş edemeyen bir birey, çoğu zaman şiddeti bir ifade biçimi olarak seçebilir.
Öğretmenler ise bu sürecin en kırılgan halkalarından biridir. Hem eğitmek, hem korumak, hem de ayakta kalmak zorunda bırakılan öğretmen, desteklenmediği zaman yalnızlaşır. Oysa güçlü bir eğitim sistemi, öğretmeni koruyan, güçlendiren ve değer veren bir yapıyla olanaklıdır.
Bugün bir okulda silah konuşuyorsa, aslında susan çok şey vardır: Dinlenmeyen öğrenciler, anlaşılmayan gençler, yalnız bırakılan öğretmenler ve ihmal edilen bir eğitim politikası… Bu suskunluk, zamanla şiddete dönüşür.
Artık sormamız gereken soru şudur: Okulları yeniden nasıl güvenli ve sısyal etkinliklerle dolu alanlar haline getirebiliriz? Çünkü eğitim, korkunun değil; umudun, merakın ve insanlığın yeşerdiği bir alan olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; bir toplumun geleceği, okullarında saklıdır. Eğer o okullarda korku varsa, gelecekte huzurdan söz etmek söz konusu değildir.
Yaşamını yitiren öğretmen ve öğrencilerimize Tanrıdan rahmet, kederli ailelerine ve ulusumuza başsağlığı dilerim. Işıklar içinde uyusunlar.












