İnsanı mı yetiştiriyoruz, yoksa sadece sistemin işine yarayan bireyler mi üretiyoruz?
Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda yaşanan trajedi…Bir çocuğun silahla okula girmesi…Bu bir “istisna” değil. Bu, görmezden gelinen bir çöküşün sonucudur.Artık açık konuşalım: Bu tablo tesadüf değil. Bu bir sistem sorunudur.
Yıllardır eğitim denildiğinde akla tek bir şey geliyor:Sınav. Puan. Sıralama. Yerleştirme…Peki insan nerede?
Bugün okullar; düşünen, hisseden, kendini yöneten bireyler yetiştirmiyor.Daha çok ölçülebilen, sıralanabilen, sistem içinde iş gören profiller üretiyor.Çocuk matematik çözüyor ama öfkesini çözemiyor.Tarih biliyor ama kendini bilmiyor.Başarıyı öğreniyor ama kaybetmeyi kaldıramıyor.Bu eksiklik değil, ihmal.Çünkü biz yıllardır eğitimi yönetmiyoruz; sadece idare ediyoruz.Politikalar günü kurtarmaya odaklı. Sistem değişiyor, sınav değişiyor, isimler değişiyor…Ama değişmeyen tek şey var: İnsanı merkeze koyamayan anlayış.
Bugün eğitim sistemi çocuğu tanımaya çalışmıyor; ölçmeye, sıralamaya ve yerleştirmeye çalışıyor.Çünkü sistemin derdi insan değil; çıktı.Ve biz hâlâ aynı şeyi ödüllendiriyoruz:
Hızlı olanı, kazananı, öne çıkanı.
Peki ya diğerleri? Sessiz olan, kırılan, içine kapanan…Onlar sistemin kör noktasında.İşte asıl tehlike burada başlıyor:Değersizlik hissi büyüdüğünde ya içe çöküş gelir ya da kontrolsüz patlama.Aile tarafında durum farklı mı? Değil.Çocukla geçirilen zaman azaldı, temas yüzeyselleşti.Çocuk konuşuyor ama duyulmuyor.Bu da başka bir boşluk yaratıyor: Görülmeme hissi.
Bugün yaşadığımız kriz, birkaç “sorunlu çocuk” meselesi değil. Bu, sınırları zayıflatılmış, anlamı boşaltılmış bir eğitim düzeninin sonucudur.Ve en kritik nokta şu:Okul artık “özel alan” olmaktan çıkmış durumda.Oysa okul; dışarıdan farklı olması gereken bir alandı. Diliyle, disipliniyle, duruşuyla…
Bugün ne var?Belirsizlik.
Okul ile dışarısı arasındaki fark silindi.Aynı dil, aynı rahatlık, aynı dağınıklık…Bu özgürlük değil.Bu, otorite boşluğudur.Bugün öğretmen otorite kuramıyor.Çünkü sistem öğretmeni korumuyor, güçlendirmiyor.Oysa gerçek çok basit:Sınır, çocuğu kısıtlamaz. Korur.
Sonuç olarak mesele; yönünü kaybetmiş bir eğitim sistemidir.
Peki çözüm için irade var mı?
Okul yeniden “özel alan” olarak tanımlanmalıdır.Diliyle, disipliniyle, sınırlarıyla… Bu baskı değil, çerçevedir.Net kural, net rol, net beklenti.
Öğretmen yeniden güçlendirilmelidir.Sınıf içi otoritesi net olmalı, karar alanı genişletilmelidir.Müfredat insanı da kapsamalıdır.Sadece akademik başarıya odaklanan içerik yeterli değildir.Çünkü sadece sınavla ölçülen başarı, eksik bir başarıdır.
Değerlendirme; davranışı, sorumluluğu ve sosyal uyumu da içermelidir.Aksi halde bilen ama kendini yönetemeyen bireyler yetişir.Aile eğitimin parçası haline getirilmelidir.
Çocuk iki ayrı dünyada değil, tutarlı bir yapı içinde büyümelidir.
Ve en kritik denge:Özgürlük ile sınır.Sınırsızlık özgürlük değildir.Sınır ise baskı değildir.Çocuk nerede duracağını bilmeli.Ne yapabileceğini ve yapamayacağını net görmelidir.Çünkü bu netlik, güven üretir.
Bugün yaşanan sorunlar, çocukların değil; sistemin sonucudur.Ve artık şunu açıkça söylemek gerekir:Eğitim, insan inşa etmektir.Eğer bu süreci ciddiye almazsak,okullar eğitim alanı olmaktan çıkar…kontrol edilemeyen davranışların ortaya çıktığı yerlere dönüşür.
Son soru şudur:Okulu yeniden “özel bir alan” yapabiliyor muyuz?Kıyafette, dilde, davranışta, duruşta, güvende, sevgide, iletişimde…Eğer yapamıyorsak, sorun çocuklarda değil;o alanı kuramayan bizdedir.











