Rizespor’da sular durulmuyor; aksine dipten gelen dalgalar kıyıyı dövmeye devam ediyor. İbrahim Turgut’un görevden alınma iddiaları, aslında buzdağının sadece görünen kısmıdır. Bu mesele sadece bir başkanlık değişimi değil; bir şehrin kaderinin, liyakatin değil sadakatin ödüllendirildiği dar bir zümrenin dudakları arasına hapsedilme hikâyesidir.
Rizespor’da "Akraba Mesaisi" ve Güç Savaşları
Kulüp koridorlarında yankılanan asıl gürültü, sportif başarısızlıktan ziyade içerideki post kavgasıdır. Hatırlayın; daha düne kadar Adnan Er’in yönetimden el çektirilmesiyle "zafer" naraları atanlar, bugün o koltukların ne kadar sallantıda olduğunu bizzat tecrübe ediyor.
Rizespor, maalesef liyakatli profesyonellerin değil; "akraba mesaisi" yapanların, aile bağlarını ve siyasi referansları kulüp menfaatinin önüne koyanların oyun alanı haline gelmiştir. Adnan Er’in gidişiyle başlayan o tasfiye süreci, bugün İbrahim Turgut’un tartışılan konumuyla yeni bir evreye taşındı. Bu bir bayrak yarışı değil; kulübün kılcal damarlarına sızmış olan vesayet odaklarının kendi iç hesaplaşmasıdır.
"Kılavuzu Karga Olanın..."
Yıllardır feryat ediyoruz; "Spora siyaseti bulaştırmayın" dedikçe, birileri inadına kulübün koridorlarını siyasi ikbal kapısı haline getirdi. Kendi kazdıkları kuyuya düşme tehlikesiyle karşı karşıya olan bu zihniyete atalarımızın sözüyle sesleniyorum: "Kılavuzu karga olanın burnu pislikten kurtulmaz." Siyaseti kendine kılavuz edinen bir spor kulübünün akıbeti, ne yazık ki başarı değil, kaos olur.
Vesayet Rejimi ve "Tosundan Süt Beklemek"
Rizespor, yıllardır bir vesayet gölgesi altında cebelleşiyor. Bir yanda kulübün gerçek sahipleri olan cefakâr taraftarlar, diğer yanda ise Rize’nin üzerinde kara bulut gibi dolaşan, "ben yoksam güneş açmaz" diyen muktedirler...
Felsefi bir hakikattir ki; özgür olmayan bir iradeden, yaratıcılık ve başarı doğmaz. Bu yönetim anlayışıyla Avrupa hayalleri kurmak, tam da halk tabiriyle "tosundan süt beklemek" gibidir. "Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz." Rizespor’un yönetim mantalitesi eğriyse; teknik direktör kim olursa olsun, transfer bütçesi ne kadar büyük olursa olsun sonuç hüsran olacaktır.
Rize'nin "Sahipleri" ve Fedakâr Seyirci
Kendi menfaatlerini Rize’nin menfaatiymiş gibi pazarlayan o "birkaç kişi", sadece kulübe değil, bu şehrin ruhuna zarar veriyor. Yağmurda, soğukta, her türlü imkânsızlıkta takımının peşinden koşan o fedakâr seyircinin hakkını kim ödeyecek?
"Emanet ehline verilmezse kıyamet koparmış." Rizespor, Rize halkının emanetidir; birilerinin arka bahçesi, güç devşirme alanı veya akraba kayırma merkezi değildir.
Son Söz: Kirli Eller ve Temiz Hayaller
Rizespor’un üzerinden o kirli eller çekilmedikçe, bu kulüp hiçbir zaman hak ettiği yere gelemeyecektir. Siyasetin gölgesinde serinlemeye çalışanlar, gün gelir o gölgenin altında boğulurlar. "Su akmadığı zaman kokar." Rizespor’daki bu devir-daim sistemi, bu ahbap-çavuş ilişkisi artık miadını doldurmuştur.
Ya Rizespor özgürleşecek ya da bu kısır döngü içerisinde yok olup gidecektir. Karar, bu şehre gerçekten gönül verenlerindir!













