Maden yasası TBMM'de yasalaştı. Artık zeytinliklerimiz kolayca talan edilebilecek. Geçimini zeytinden sağlayan köylüler geçim güçlüğü yaşayacak. Ağaçlar kesilecek, kuşlar konacak dal, hayvanlar içecek su bulamayacak. Toprak zehirlenecek, yaşam duracak.
“Bir dikili ağacı yok” derler kimi insanlar için. Malı mülkü yoktur. Ne evi vardır ne arsası. Sanki insanın değeri yalnızca sahip olduklarıyla ölçülürmüş gibi... Ama bu deyim, yalnızca maddi yoksulluğa değil, çoğu zaman ruhsal, düşünsel ve toplumsal bir boşluğu da dile getirir. İnsan, mal, mülk edinebilir. Villalara, atölyelere, fabrikalara, hanlara, hamamlara sahip olabilir. Çevresinde varsıl olarak tanınabilir. Ama bir dikili ağacı yoksa varsıl sayılabilir mi?
Gerçekten hiç ağacı olmayan bir insanı düşünelim. Yaşamı boyunca bir fidan bile dikmemiş. O ağacı sulamamış, yeşerip büyüdüğünü izlememiş, o ağacı korumak için çaba göstermemişse o insan gerçekten yoksuldur. Toprağa dokunmamış eli, gökyüzüne uzanmamış bir dalı olan o insanın yoksulluğu salt cebindekiyle değil, yüreğindekiyle ölçülmeli. Çünkü insan ancak emek verdiği şeyle bağ kurar. Ağaçla, toprakla, insanla, yaşamla…
Bir dikili ağacı olmayan insan, belki de hiçbir iz bırakmamış olandır. Ne doğaya ne insana ne de zamana... Oysa bir ağacı olan insan, bir gölge bırakır ardından. Serinlik olur bir başkasına, meyve olur bir çocuğun eline, dal olur bir kuşun kanadına.
Hiçbir şeye emek vermemiş birinin yoksulluğu, açlıktan ya da yoksunluktan daha derindir. Çünkü o insan, paylaşmayı da öğrenmemiştir; bir karış toprağına su dökmediği gibi, bir dostun yüreğine de sevgisini dökmemiştir. Bir çiftçiye “kolay gelsin” dememiş, bir çocuğun başını okşamamış, bir yaşlıya gölge olmamıştır. Sadece yaşamış, geçmiş gitmiştir yaşamın içinden, iz bırakmadan, dokunmadan.
Bir dikili ağacı olmayan bir insanı yargılamadan önce sormalıyız: Neyi eksik kaldı? Toprakla mı barışamadı, yoksa insanla mı? Gövdesi mi yorgundu, yoksa ruhu mu yoktu? Ama ne olursa olsun, geç değil. Her insanın bir ağacı olabilir hâlâ. Her insanın bir gün toprağa dokunacak bir eli, gölge verecek bir yanı vardır. Yeter ki istemeyi bilsin, yeter ki bir çaba göstersin.
Çünkü gerçek varsıllık, ardında ne kadar para bıraktığında değil, kaç fidan yeşerttiğindedir. Ve asıl yoksulluk, toprakla hiç konuşmamış, bir canlıyı hiç büyütmemiş, bir emeği hiç terletmemiş olmaktır.
O yüzden, geç kalmadan bir ağaç dikelim. Gölgesine gereksinim duyarız belki bir gün. Ya da gölgesine gereksinim duyar bir başkası...
Maden arama için zeytinlikleri talana onay verenlerin bir dikili ağacı var mıdır sizce?
Toprağıma, suyuma, ağacıma , yurduma dokunma! Bırakın ağaç dikmeyi, gölge etmeyin yeter.











