Anadolu'ya Balad, Bülent ELİTOK 'un şiir kitabının adı. Yine (80) sayfalık minik, sevimli bir kitap. SUUS Kitap yayınları arasında yer alan bu kitap Anadolu'yu anlatıyor. Anadolu insanını, bu insanların yalın yaşamlarını, yükselen çığlığını yansıtıyor.
Balad, Batı yazınında özellikle ortaya çıkan bir şiir türüdür. Çoğunlukla müzikle söylenen, halkın yaşamını öyküleme biçiminde anlaran şiirlerdir. Bir olay, bir aşk, bir kahramanlık ya da trajik bir durum dile getirilir bu şiirlerde. Yalın, kolay okunan bir yapısı vardır.
Halkın dilinde yayıldığı için “halk türküsü”ne benzer bir yapısı bulunur. İkiliklerle yazıldığı için Divan yazınımızdaki mesnevi türüne de benzerlik gösterir.
Anadolu'ya Balad, şiirsel bir destandır. Kitapta yer alan dizeler çok derin bir toplumsal acıları dile getiriyor. Günümüzde sıkça rastlanan kadın ve çocuk ölümlerine dikkat çekiyor.
“Oysa ne ayıp bir iştir ölmesi insanın nedensiz” dizesi (s.8), insan yaşamının ne denli değersizleştiğini, nedensiz ya da haksız ölümlerin ne denli acı verdiğini gözler önüne seriyor. İnsanın nedensiz, anlamsız biçimde yaşamdan koparılması büyük bir utanç olarak görülüyor. Oysa yaşamak, en büyük hak değil mi?
“Kimin umurunda gece soğuğu, umutları ölen çocuk” dizesi ise duyarsızlığa vurgu yapıyor. Sokakta üşüyen, geleceği elinden alınan, savaşta ya da yoksullukta yitirilen çocukların varlığına karşın toplumun ya da dünyanın kayıtsız kalması eleştiriliyor. İnsan yaşamının değersizleştirilmesine, toplumun duyarsızlığına ve en çok da masum çocukların umutsuzluk içinde bırakılmasına bir isyan niteliği taşıyor.
“Geceyi emziriyor çocuğu ölen kadın,
Bir damla ninni, bir damla kan,
arada süt geliyor bağrından.”(s.8) ikiliğinde kadın olmanın güçlüğünü anlatıyor.
: Kadın, çocuğunu yitirdıği için sütünü gerçek bebeğine veremiyor. Bunun yerine, gecenin karanlığına, yani boşluğa, hiçliğe süt veriyor. Bu, hem umarsızlığın hem de derin bir acının anlatımı.
“Çocuğu ölen kadın”, yalnızca bir bireyi değil, bütün acı çeken anneleri, savaşlarda, yoksullukta ya da adaletsizlikte evlatlarını yitiren kadınları simgeliyor. Ülkemizde ne çok var bu annelerden.
“Bir damla ninni, bir damla kan”: Anne yüreğinde hem sevecenlik, anaçlık var hem de çocuğunu yitirmemin acısı. Ninni, yaşamı ve erinci; kan ise ölümün acısını, şiddeti ve yıkımı dile getiriyor.
“Arada süt geliyor bağrından”: Anne bedeni hâlâ yaşam üretmeye, çocuğunu beslemeye hazır, ama çocuk artık yok. Bu da en büyük trajediyi anlatıyor: Yaşam kaynağının boşa akması. Annelik, ölüm, yas, umut ve çaresizlik arasında gidip gelen bir ruh halini anlatıyor. Aynı zamanda toplumsal bir ağıt gibi okunabilir; çünkü salt bireysel bir acıyı değil, toplumun yaşadığı yitiklere de dikkat çekiyor.
Bülent ELİTOK, beklenti ile gerçeklik arasındaki çatışmayı da dile getiriyor. Aşağıdaki ikilik buna en güzel örnek.
"Mademki bu istasyondan geçmeyecek tren,
Sen niçin meçhule koşmak istersin yaşam (s.13)" .
“Mademki bu istasyondan geçmeyecek tren” sözü, gerçekleşmeyecek bir umudu, gelmeyecek bir fırsatı ya da ulaşılması olanaksız bir düşü anlatıyor. Yani trenin uğramadığı istasyon, insanın beklediği şeyin aslında hiç olmayacağını simgeliyor.
“Sen niçin meçhule koşmak istersin yaşam” dizesi ise, yaşamın yine de bilinmez olana doğru akıp gitmesini sorguluyor. İnsan, umut ettiği şeyin gerçekleşmeyecek olmasını bilse de , yine de bilinmeze (meçhule) yöneliyor. Bu dizeler, boş bir bekleyişi, düş kırıklığını ve insanın umutsuzluğa karşın geleceğe, bilinmeze koşma eğilimini dile getiriyor.
Hep acı, umutsuzluk, karamsarlık yok elbette bu kitapta. Geleceğe ilişkin umutlar, yaşama sevinci de var.
" Yaşama sevinci dolsun
yaşama tutunan yelkenlerinize
sizi özgürlüğe taşıyan" (s.31).
“Yaşama sevinci dolsun,” dizisinde yaşamın kaynağı olan coşku, mutluluk ve yaşama isteği dile getiriliyor. İnsan için en değerli güçlerden biri, yaşamın içinde sevinci bulabilmektir.
“Yaşama tutunan yelkenlerinize,”
Yelken, bir gemiyi ileriye taşıyan rüzgârı yakalayan kanat gibidir. Yelken, insanın yaşana tutunma isteğini ve mücadele gücünü simgeliyor. Yelkenin varlığı, yolculuğu olanaklı kılar.
“Sizi özgürlüğe taşıyan”
Yaşama tutunmak sadece var olmak değil, aynı zamanda özgürleşmeyi de hedeflemektir. Bu dizede, yaşam sevincinin ve umudun insanı tutsaklıktan , karamsarlıktan çıkarıp özgürlüğe taşıyan bir güç olduğu anlatılıyor. Bu dizeler; yaşamın içinde umut, sevinç ve özgürlük arayışını, yolculuk metaforu üzerinden anlatıyor. İnsanın, yalam yolculuğunda rüzgârla dolan yelkenler gibi yaşama sıkıca sarıldığında, onu özgür kılacak ufuklara ulaşabileceğini anlatıyor.
Acıdan doğan direnci ve baskıya karşı çoğalan sevgiyi ne de güzel anlatmış şairimiz.
Doğa sevgisine, çiçek sevgisine de yer verilmiş şiirlerinde.
" Ne zaman daha çok çiçek kesilecekse,
o kadar çiçek sever türer
çiçek düşmanlarının yanında " (s.34).
“Ne zaman daha çok çiçek kesilecekse” Bir şeyi yok etmeye, sevgiyi, güzelliği ya da umudu kırmaya yönelik saldırıyı simgeliyor.
“O kadar çiçek sever türer”. Ne kadar çok baskı, şiddet ya .da yok etme çabası olursa, o kadar çok insan güzelliğe, sevgiye, yaşama sahip çıkar.
“Çiçek düşmanlarının yanında” Güzellik ve sevgiyi yok etmeye çalışanların karşısında, onların yanında değil; tam tersine onlara karşın çoğalan bir karşı güç, bir direnç vardır.
Zorbalık ve baskılar arttıkça, güzelliğe, yaşama, sevgiye sahip çıkanların da çoğalacağını; karanlığın, ışığı daha da büyüteceğini vurguluyor.
Anadolu var bu kitapta. Anadolu insanı var. Anadolu insanının kara yazgısı, çileli yaşamı, acıları, sevinçleri , aşkları var. Yanan ormanlar, ölen çocuklar, öldürülen kadınlar var. Her şeye karşın umut var, yaşama tutunma isteği, yaşama sevinci var.Tüm bunları türkü tadında anlatan dizeler var.
Kutlarım seni güzel yürekli insan. Yaşama tutunma isteğiniz, yaşama sevinciniz hiç eksilmesin.











