Siyasetçilerin ağızlarından, alanlarda, kürsülerde, televizyon ekranlarında yıllardır aynı tını yankılanır: “Yapacağız, edeceğiz, çözeceğiz, kaldıracağız, sağlayacağız…”
Cak, cek, cağız… Bir de araya sıkışmış ceviz gibi, dışı sert ama içi boş söylemler. Her siyasi kriz anında, her toplumsal sarsıntıda, her ekonomik darboğazda aynı sözler sahneye sürülür. Fakat o sözlerin ardından bir türlü gelmeyen bir gerçek vardır: Çözüm.
Toplum da artık bu eklerin ritmine alışmış durumda. O kadar çok duyduk ki, neredeyse günlük yaşamda bile geleceği anlatırken istemsizce siyasetçinin tonu siner dilimize: “Bakacağız”, “halledeceğiz”, “yakında düzelecek”…
Oysa kimse görmez ki, sözcük sonundaki bir “-cek” aslında sorunun şimdiki zamanına hiçbir dokunuş yapmaz. Sadece erteler, bu günü öteye iter, sorumluluğu havada asılı bırakır.
Boş Vaadin Coğrafyası
Bu topraklarda sorunlar hep yarın çözülecektir.
Yoksulluk yarın bitecek, işsizlik yarın azalacak, eğitim yarın düzelecek, adalet yarın sağlanacaktır.
Yarın, hep yarın…
Ama toplum her sabah, aynı dünün içine uyanır:
Pahalılaşmış marketler, bozulmuş kamu düzeni, çökmüş liyakat sistemi, ağırlaşan işsizlik, derinleşen güvensizlik…
Siyasetçiler bir sorunla yüzleşmek yerine, sözcük ekiyle üzerini örtmeyi seçtikçe; sorunlar da sözcük ekiyle büyür. Çünkü her “-cek” aslında şunu fısıldar:
“Bugün değil.”
Sorumluluktan Kaçmanın Dili
“-Cek, -cak” sadece gelecek zamanı kurmaz; bazen sorumluluktan kaçmanın da en zararsız kılıfıdır.
Bir siyasetçi “Yapacağız” dediğinde, o anda hiçbir şey yapmak zorunda değildir.
“Başlatacağız” dediğinde, henüz başlamadan övgü toplar.
“Çözeceğiz” dediğinde, çözmemiş olmanın bedelini ödemez.
Böylece siyaset, eylemin değil söylemin alanına dönüşür.
Gerçeklik yerine dil, çalışma yerine nutuk, çözüm yerine erteleme konuşur.
Toplum Ne Yapmalı?
Asıl sorun , toplumun bu dil oyununu fark etmesidir. Yurttaş, siyasetçinin vaatlerine değil, bugün yaptığına bakmalıdır.
Ne yaptı?
Neyi değiştirdi?
Hangi soruna dokundu?
Hangi yanlışı düzeltti?
Siyasetçinin her “-cek”i, toplumun her “ hemen şimdi” yanıtına çarpmadıkça, demokrasi de kalabalıklar içinde yalnız kalır.
Gerçeğe Çağrı
Bu ülkenin gereksinimi gelecek zaman ekiyle süslü tümceler değil, bugünün yükünü omuzlayan iradedir.
Yan yana dizilmiş vaatler değil, yerine getirilmiş sözlerdir.
Toplumu oyalayan değil, toplumla birlikte çalışan bir yönetim anlayışıdır.
Cakla, cekle, cağızla ülke yönetilmez;
çünkü sözcükler uçucudur, sorumluluk ise ağır.
O nedenle bu toprakların gerçek değişimi, belki de basit bir tümcede saklıdır:
“Yapıyoruz.”
Dünü suçlamadan, yarını bekletmeden, bugünü gerçekten kuran bir siyaset anlayışı…
Ve belki o zaman, dilimizin sonundaki o ekler birer boş vaat değil, gerçekten yaşanan bir dönüşümün sessiz tanıkları olur.
O günlerin geleceğini umuyor, diliyor ve inanıyorum.











