Cezaevleri. Koğuşlar tıklım tıklım. Bırakınız kişisel uzaklığı(sosyal mesafe) adım atacak yer yoktu. Olağan koşullarda bile böylesi yaşamak sakıncalıydı. Corona illeti geldi çattı. Bu denli iç içe yaşamak bile sakıncalıyken bulaşı riski daha da arttı. İnsanlar, evlerinde yaşamak zorunda bırakılmışken mahkumların böyle yaşaması sakıncalı ve tehlikeliydi.
Uzun süredir cezaevlerinin seyrekleşmesi, kimilerinin salıverilmesi gündemdeydi. Öyleyse şimdi tam zamanıydı. Hemen gündeme alındı. Göstermelik de olsa önce kamuoyunda tartışmaya açıldı. Ardından meclis gündemine taşındı. Kırmızıçizgi denildi. Kimler bağışlanmalıydı? Bireysel suçlar mı, devlete karşı işlenen suçlar mı? Hangisi daha tehlikeliydi? Uyarılara kulak asılmadı. Öneriler göz ardı edildi. Uzun tartışmalar, birbirine sataşmalar, sonunda gece yarısı oy çokluğu ile yasalaşıverdi. Adına da İnfaz yasası denildi. Cezalarda indirime gidildi.
Hapisten çıkalı iki gün olmuştu. Bir alacak yüzünden bir arkadaşının başını ezerek öldürdü. Henüz özgürlüğün ne demek olduğunu anlamamıştı bile. Belki de içeride yaşamak daha uygundu onun için. Aynı indirimden yararlanan bir başkası 9 yaşındaki kızını hortumla döverek öldürdü. Kendi kızını, canından çok sevmesi gereken öz kızının canını aldı. Acımasızca döverek yaptı bu eylemi.
Acımasız, vicdansız bir baba daha. İnfaz yasasından yararlanıp cezaevinden yeni çıkmış.. Uykudayken öz oğlunu başına keserle vurarak öldürdü. Cesedi yakmaya çalışırken evden çıkan dumanlar nedeniyle yakalandı. Nasıl babadır bunlar?. Saçının teline zarar gelmesi, gözünden bir damla yaş dökmesi bile insanı kahrederken öldüresiye dövmek niye? Başına keserle vurarak öldürmek niye? Bu acımasızlık, bu vicdansızlık neden?
Benim İçim acıyor. Adaletsiz, eşitliksiz yasayı çıkaranlar! Rahat mısınız? Huzurlu musunuz? Gece başınızı rahatça yastığa koyup uyuyabilecek misiniz? Vicdanınız rahat mı? Kimler çıktı, kimler kaldı içeride.? Hani kişilere karşı işlenen suçlar bağışlanmayacaktı. Şaşırdık mı? Hayır! Çarşambanın gelişi perşembeden belli değil miydi?
Cinayet işleyenler bağışlandı. Kadına şiddet uygulayanlar bağışlandı. Çocukları taciz edenler, onlara tecavüz edenler bağışlandı. Soyguncular, hırsızlar, sahtecilik yapanlar, rüşvet verip rüşvet alanlarda indirime gidildi. Her türlü ahlaksızlığı işleyenlerin tümü salıverildi. Kamuoyunu bilgilendirenler, düşüncelerini açıklayanlar içeride kaldı. Yazarlar, gazeteciler, bu yasadan yararlanamadı. Neden?
Çünkü düşünmek, düşünce üretmek, düşüncesini paylaşmak suçların en büyüğü. Koyun olmaz, sürüye katılmazsanız düşünce suçu işlersiniz. Ülkenizin bağımsızlığını, halkın sağlığını, huzurunu, refahını düşünürseniz suçlu olursunuz. Sevgiden, barıştan, paylaşımdan söz ederse biri suçların en büyüğünü işler.
Egemenler iktidarları için, düşünenleri, düşünce üretenleri her zaman tehlikeli görmüşlerdir. Hapse tıkmışlar, sürgüne göndermişler, görevlerinden almışlardır ama gene de düşünmeyi engelleyememişlerdir. Ülkeyi otuz üç yıl istibdatla yöneten Abdülhamit, vatan şairi Namık Kemal’i sürgünden sürgüne göndermiş ama düşünmesini önleyememiştir. Ünlü hürriyet kasidesinde;
‘’Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-yı hürriyet
Çalış idraki kaldır muktedirsen âdemiyetten ‘’
(Baskı ve zulüm ile özgürlüğü yok etmek olanaksızdır. Eğer gücün yetiyorsa insanlıktan düşünceyi kaldır.) diyerek düşünmenin ve düşünce üretmenin yok edilemeyeceğini söylemiştir.
Düşünce özgürlüğünün toplum açısından önemi büyüktür. Yeni ve farklı düşüncelerin ortaya çıkması ancak düşünmekle olasıdır. Düşünmek varlık nedenidir.
Ah Corona! Hani eşitlikçiydin. Yaşlı genç gözetmez, varsıl yoksul ayırt etmezdin. Herkese eşit uzaklıktaydın. Din, cinsiyet, etnik köken ayrımı yapmazdın. Bu yönünle neredeyse sevmeye başlamıştık seni. Bu son yaptığını yakıştıramadık sana. Bu kez ayrımcılık yaptık. Bilim insanlarını, yazarları, gazetecileri, sanatçıları, ayrı tuttun. Onları içerde tuttun; soyguncuları, canileri, hırsızları dışarı çıkardın. Olmadı, yakışmadı sana.











Coronanın amacı da bu değil mi? Düşünenler düşünmesin, üretenler üretmesin, bilim olmasın, çağdaşlık olmasın. Bunlar olmasın ki hükmünü rahatlıkla sürdürsün, tüm organlara tüm hücrelere rahatça sızsın, ele geçirsin. İktidarı mutlak olsun.
Hocam siyasi suçlu kavramı kaldırılmadığı sürece ülkemizdeki af tartışması hiç bitmeyecek. Siyasi mahkümlerin yaptığı baskıyı af ile çözme yoluna gidiliyor. Bundan da en çok adi mahkumlar yararlanıyor. O nedenle affa değil adalete ihtiyacımız var. Adaletin olduğu yerde affa ihtiyaç duyulmaz