“Havadan sudan konuşmak”. Genellikle ve çoğu kez önemsiz, boş konuşmayı anlatır.
Günümüzde anlam değiştirmişe benziyor. Bugün gerçekten havadan da sudan da konuşmak gerekiyor; çünkü hava da su da tam yaşamın merkezinde.
Havalar bunaltıcı. Yakıcı bir sıcaklığa dönüştü. Sefes almak bile zor. Sular azaldı; sokak çeşmeleri yok artık. Barajlar alarm veriyor. Yaşadığımız iklim krizi, artık gündelik bir söyleşi konusu değil, yaşamın ta kendisi. Kentlerde su kesintileri başladı. Musluklardan damla damla su akıyor. Köyler zaten suya ulaşamıyor. Dereler, ırmaklar, göller kurudu. Sebzeler, meyveler susuzluktan cılız kaldı.
Üstelik bu tablo, ülkenin durumuna da çok benziyor.
Nasıl ki sıcak hava insanı tüketiyorsa, ülkenin yakıcı sorunları da halkı tüketiyor.
Nasıl ki suyun azalması bir kıtlığı, bir yokluğu işaret ediyorsa, halkın cebindeki para da azalıyor; umut azalıyor, güven azalıyor.
“Havadan sudan konuşmak” belki de artık gereksiz değil. Çünkü hava da su da, ülkenin durumu da, konuşulmadıkça içimizi daha çok acıtıyor. İklim krizi bilim insanlarının değil işçinin, emekçinin, köylünün, tüm yoksulların cebine, gündelik yaşamına dokunuyor.
Bir yanda geçim sıkıntısı, açlık sınırının altında ezilen milyonlar, diğer yanda yükselen fiyatlar, zamlar, işsizlik. Toplumun suyunu çekmişler sanki. Güvensizlik, umutsuzluk, adaletsizlik kurak bir tarlanın çatlamış toprağı gibi her yere yayılmış.
Siyasetçiler hâlâ “havadan sudan” konuşuyor. Kuru laflar, boş vaatler, birbirine çalınan suçlamalar… Ama halkın sırtındaki yükü hafifletecek, yaşamı kolaylaştıracak çözümler yok. İnsanlar pazar filesini dolduramıyor, faturalarını ödeyemiyor, gençler geleceğini göremiyor.
Demek ki bugün havadan sudan konuşmak gereksiz değil. Çünkü hava da su da, ekmek de, umut da ortak derdimiz. Ve artık kimsenin lüksü yok boş sözlere kulak vermeye.











