Yaptığımız her işte, söylediğimiz her sözde, attığımız her adımda sanki görünmez bir göz bizi izliyormuş gibi davranıyoruz. Kahkahamızı ölçülü atıyoruz, sevincimizi sakınarak yaşıyoruz; itiraz ederken sesimizi alçaltıyor, düşüncelerimizi çoğu zaman içimizde tutuyoruz. Sanki yaşamın her alanında görünmeyen bir kurala uymak zorundaymışız gibi… Sanki biraz fazla gülersek ayıplanacağız, fazla konuşursak cezalandırılacağız, farklı düşünürsek dışlanacağız.
İktidar denince çoğumuzun aklına devlet gelir, yönetenler gelir, siyasi güç gelir. Oysa iktidar yalnızca saraylarda, meclislerde, makam odalarında değildir. İktidar evimizin içinde, okul sıralarında, işyerlerinde, sokakta ve hatta bazen kendi içimizde yaşar.
Çocuk daha küçük yaşta iktidarla tanışır. “Sus.” denir. “Öyle oturma.” “Büyüklerin yanında konuşma.” “Sana söyleneni yap.” Bu sözler yalnızca bir disiplin aracı değildir; aynı zamanda itaati öğrenmenin ilk adımlarıdır. Çocuk büyür, okul başlar. Bu kez öğretmenin sesi belirler sınırları. Doğru olanı, yanlış olanı, konuşulacak zamanı, susulacak yeri öğrenir. Sonra iş yaşamı gelir. Amir vardır, yönetici vardır, hiyerarşi vardır. Sosyal yaşamda da benzer bir düzen sürer. Mahallenin baskısı, toplumun beklentisi, “elalem ne der” duvarı…
Zamanla dışarıdaki bütün bu iktidar biçimleri içimize yerleşir. En sert denetçi artık dışarıda biri değil, kendi içimizdeki sestir. Yapmak istediğimiz bir şey için önce kendimizi sorgularız: “Acaba uygun mu?” “Bunu söylersem ne düşünürler?” “Ya tepki alırsam?” Böylece fark etmeden kendi kendimizi sınırlar, kendi içimizde küçük iktidarlar kurarız.
Belki de en güçlü iktidar budur. Çünkü dışarıdaki baskıya karşı direnmek mümkündür; ama insanın içine yerleşmiş olanı fark etmek daha zordur. Kendi korkularımızın gardiyanı oluruz bazen. Kendi düşüncemizi sansürleriz. İçimizden geldiği gibi davranmak yerine kabul görecek olanı seçeriz.
Oysa insanın özgürlüğü yalnızca dış engellerin kalkmasıyla başlamaz. Asıl özgürlük, içimize yerleşmiş korkuların farkına vardığımızda başlar. Bir kahkahayı çekinmeden atabilmekte, düşüncemizi açıkça söyleyebilmekte, yanlış bulduğumuza itiraz edebilmekte, kendimiz gibi yaşayabilmektedir.
İktidar hayatın her yerinde olabilir. Ama insanın kendi vicdanını, aklını ve iradesini koruyabilmesi de mümkündür. Belki yapılması gereken ilk şey, içimizde sessizce kurulmuş olan o görünmez iktidarı tanımaktır. Çünkü insan önce içindeki korkuyu aşabildiğinde, dışarıdaki duvarlara da daha cesur bakabilir.
İşte o zaman yaşamak, suç işliyormuş gibi değil; gerçekten özgür bir insan gibi mümkün olur.











