Sıtkı Yılmaz ' " Sürgünle Kuşatılmış Yaşam” adlı anı kitabını imzalayarak armağan etme inceliğine karşılık ben de bir değerlendirme yazısı ile teşekkür etmek istedim. Aşağıda bu kitaba ilişkin kişisel ve toplumsal boyutlarıyla harmanlanmış bir değerlendirme yazısı bulacaksınız.
Anılar, yalnızca bir bireyin yaşadıklarını değil; bir dönemin, bir toplumun, hatta bir halkın ortak acılarını, direnişini ve umutlarını taşır. Sıtkı Yılmaz’ın “Sürgünle Kuşatılmış Yaşam” adlı anı kitabı da tam olarak böyle bir yükü omuzlarında taşıyor: Kişisel olanın içinden geçerek toplumsal olana ulaşan, acının ve mücadele azminin iç içe geçtiği güçlü bir tanıklık.
Kitap, sadece bir yaşam öyküsü değil, aynı zamanda zorunlu göçlerin, politik sürgünlerin, sistematik baskıların ve bu baskılar altında ayakta kalma çabasının içsel bir anlatımıdır. Yılmaz’ın kalemi, kuru bir belge diliyle değil; yaşanmışlığın sıcaklığı, öfkenin isyanı, umudun direnciyle konuşur. Her satır, geçmişle hesaplaşmanın, geleceğe not düşmenin ve belki de en çok unutulmasın diye yazmanın izlerini taşır.
Sürgün, kitapta yalnızca bir mekânsal ayrılık değil; aynı zamanda bir kimlik kuşatması, bir bellek işgali olarak resmedilir. Kendi toprağından, dilinden, sesinden uzaklaştırılmış bir yaşamın, var olma mücadelesine dönüşmesi… Bu yönüyle eser, Türkiye’nin özellikle 1980 sonrası siyasi ikliminde yaşanan baskı ortamının da güçlü bir panoramasını sunar.
Sıtkı Yılmaz’ın dili sade ama içeriği yoğun. Yazar, anlatımını didaktikliğe kaçmadan, ajitasyondan uzak ama duygu yüklü bir biçimde kuruyor. Okur, yalnızca olanı değil, olamayanı da duyumsuyor. Yitirilenlerin acısını, düşlerin ertelenmişliğini, dostlukların sürgünlerde yeniden nasıl yeşerdiğini görüyor.
Bu kitap, sadece bir anımsama çabası değil; aynı zamanda bir yüzleşme, bir hatırlatma, bir çağrıdır. “Unutulmasın” diyen bir sesin, “Biz buradaydık” diye direnen bir bilincin yazıya dökülmüş hali. Sürgünle kuşatılmış bir yaşamın bile, teslim olmayan bir iradeye dönüşebileceğini gösteren cesur bir belge.
Okur, Sıtkı Yılmaz’ın satırlarında hem bir bireyin dramını hem de bu toprakların yazgısını bulacaktır. Ve belki de en önemlisi: unutmanın en büyük sürgün olduğuna tanıklık edecektir. Her okur, kendinden bir parça bulacaktır.
Kalemine, yüreğine, emeğine sağlık değerli dost.













