Sınav sorularının çalınması olayı henüz küllenmeden şimdi de sahte diploma skandalı patlak verdi.
Çalışmadan, emek vermeden, alınteri dökmeden diploma alanların üst makamlarda görev yapması içimi acıtıyor.
Diplomalar sahte.
Ehliyetler sahte.
İmzalar sahte.
Unvanlar sahte.
Yediğimiz gıdalar sahte.
Tüm bunlar sahte olunca usumuza şu soru takılıyor: Acaba yaşamımız da mı sahte? En kötüsü de bu değil mi?
Bir toplumun temeli olan eğitim sistemi sahte diplomalarla örselenmişse, oradan yükselen her şey çürüktür. Birilerinin hak etmediği koltuklarda oturması, yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değildir. Bu, kamusal güvenin çökmesi, liyakatin mezara gömülmesi, umudun sürgüne yollanmasıdır.
Sahte diplomalarla üst makamlara gelenler, yalnızca kendi ceplerini doldurmaz. Eksik bilgileriyle yanlış kararlar alırlar, kurumları içten içe çökertirler, halkın canını tehlikeye atarlar. Sahte bir doktorun elinde yaşam söner. Sahte bir mühendis yüzünden bina çöker. Sahte bir hukukçu yüzünden adalet şaşar. Ve sahte bir yönetici yüzünden tüm düzen felç olur.
Üstelik sadece belgeler değil, sözler de sahte.
Vaatler boş.
Dürüstlük maskeli.
Sahicilik yerini gösterişe bırakmış.
Gerçek birer birer kaçıyor elimizden.
Peki, bu düzende gerçeğe nasıl ulaşılır?
İlk adım: susmamak.
İkinci adım: sorgulamak.
Üçüncü adım: ısrarla, inatla, sabırla doğruda ısrar etmek.
Gerçek, yalnızca mahkeme salonlarında değil, vicdanlarda da aranmalı. Her yurttaş kendi bulunduğu alanda "hak edilmişin" peşinde olmalı. Gerçek bir diploma, gerçek bir liyakat, gerçek bir sorumluluk duygusu... İşte ülkenin gereksinimi olan tek şey bu.
Çünkü sahte olan her şey, er ya da geç çöker.
Ama gerçek, dimdik ayakta kalır.
Ve bizler, bir gün mutlaka o gerçeğe ulaşacağız.
Yeter ki onu aramaktan vazgeçmeyelim.











