Temmuz ayı geldi, çattı. Milyonlarca SSK ve Bağ-Kur emeklisinin gözü kulağı Ankara’dan gelecek bir nebze olsun nefes aldıracak müjdeli bir haberdeydi. Ancak beklentiler, her zamanki gibi yerini derin bir hayal kırıklığına ve hüsrana bıraktı. Yapılan zamlar, daha emeklinin cebine girmeden eriyip gitti. Bugün Türkiye’de emeklinin durumu ne yazık ki içler acısı bir tablodan ibaret. Geçim derdi, bu yıl da katlanarak devam ediyor ve en acısı da bu feryadı duyan kimse yok.
Yoksulluk Sınırına Uzaktan Bakmak
Bugün Türkiye’de açlık sınırı asgari ücreti çoktan aşmışken, yoksulluk sınırı ise adeta ulaşılamaz bir zirve. İnternetteki pek çok ekonomi yazarının da dikkat çektiği gibi, emekli maaşları bu sınırların yanından bile geçemiyor. Bir köşe yazarının şu tespiti durumu çok net özetliyor:
"Bizim emeklimiz yoksulluk sınırına ancak uzaktan bakabiliyor. Bir zamanlar 'orta direk' dediğimiz kesim tamamen yok oldu; artık sadece 'hayatta kalmaya çalışanlar' var."
İstatistikler de bu acı gerçeği yüzümüze bir tokat gibi vuruyor. Emeklilerin ezici bir çoğunluğu, taban fiyata sabitlenmiş maaşlarla temel gıda ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor. Kiralar, faturalar derken, emeklinin elinde kalan sadece koca bir sıfır oluyor.
Biri Yer Biri Bakar: Kıskandıran Avrupa Emeklisi
Sokağa çıktığımızda karşılaştığımız manzara ise adaletsizliğin en somut kanıtı. Avrupa’dan emekli olmuş bir Hans ya da bir Helga, cebindeki Euro ile Türkiye’ye gelip en lüks otellerde tatilini yapıyor, yiyiyor, içiyor, geziyor. Bizim Ahmet Amcamız, Ayşe Teyzemiz ise bırakın Akdeniz’de tatil yapmayı, bilet fiyatlarının fahişliğinden memleketine, köyüne bile gidemiyor.
İnternette bir başka yazarın kaleme aldığı şu satırlar, bu tezatlığı çok duygusal bir şekilde aktarıyor:
"Avrupalı emekli dünya turu planları yaparken, Türk emeklisi belediye parkındaki bankta oturmuş, elindeki simidin hesabını yapıyor. Bu ülkeye yıllarca emek vermiş, prim ödemiş insanların hakkı bu olmamalıydı."
Avuçta Sıkılan Son Kuruşlar ve Manav Önü Çilesi
Şimdilerde emeklilerimizi en çok görebileceğiniz yerler parklar. Neden mi? Çünkü parkta oturmak bedava. Çay ocaklarında bir bardak çayın fiyatı bile lüks olunca, emekli çaresizce park köşelerini mesken tutuyor. Cebindeki son parayı, bir sonraki maaşa kadar yetsin diye avucunun içinde sıkı sıkı tutan o eller, ne yazık ki manavların önünden geçerken ceplerine geri gidiyor.
Yaz aylarındayız; tezgahlar kirazla, karpuzla süslenmiş. Ama bizim emeklimiz o tezgahlara ancak "baka baka" geçmek zorunda kalıyor. Çocuğuna, torununa bir kilo kiraz alıp götürememenin verdiği o mahcubiyet, o iç sızısı hangi istatistikle, hangi enflasyon verisiyle açıklanabilir?
Sonuç: Bir Ömrün Karşılığı Bu Olmamalı
Özetle dostlar; emeklilerimize bu yıl da rahat bir nefes yok. Yıllarca bu ülkenin taşında toprağında emeği olan, fabrikasında alın teri döken, memurluk yapıp dirsek çürüten insanlarımız, hayatlarının son baharında huzur bulacakları yerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Emeklinin feryadı artık sadece bir ekonomik veri veya bir istatistik değil; bu ülkenin vicdan yarasıdır. Yetkililerin bu vahim tabloyu görmesi, kulaklarını tıkamaktan vazgeçmesi ve emekliye "insanca yaşayabileceği" bir payı çok görmemesi gerekiyor. Aksi takdirde parklar simit yiyen, manav önünden boynu bükük geçen emeklilerle dolmaya devam edecek.











