“Dalından düşen yaprak rüzgârın oyuncağı olur.”
Bu söz, siyaset sahnesinde her gün tanıklık ettiğimiz bir gerçeği tanımlıyor aslında. Dalından kopan yaprak, rüzgârın yönüne göre savrulur. Tıpkı ilk seçimde bir partinin bayrağı altında seçilen, sonra koltuğunu korumak ya da kişisel çıkar elde etmek için parti değiştiren belediye başkanları ve milletvekilleri gibi.
Halkın iradesiyle bir partiden seçilen kişi, aslında o dalın yaprağıdır. O dal, halkın iradesini temsil eden bir siyasi çizgidir. Ama ne zaman ki koltuk sevgisi, makam hırsı, kişisel çıkarlar ağır basar, işte o zaman yaprak daldan kopar. Dalından kopan her yaprak gibi, o siyasetçi de artık rüzgârın önünde sürüklenmeye mahkûmdur.
Bu rüzgâr bazen iktidarın rüzgârıdır, bazen çıkar çevrelerinin. Bugün bir yöne savrulur, yarın öbür tarafa. Çünkü köküyle, dalıyla, halkın güveniyle bağını koparmıştır. Onu ayakta tutan, seçmeninin iradesi değil, koltuğunu koruma telaşıdır.
Toplumsal açıdan da bu durum, büyük bir yozlaşmayı gösterir. Seçmen, oyunu bir partiye, bir programa, bir ideolojiye değil, kişisel çıkar oyunlarına teslim edilmiş gibi hisseder. Halkın iradesi ayaklar altına alınır. Bu, yalnızca bir “siyasi transfer” değildir; aynı zamanda toplumsal güvenin erozyonudur. Çünkü siyasetçinin parti değiştirmesi, yaprağın düşmesinden fazlasıdır: O yaprak, rüzgârın oyuncağı olmayı seçmiş demektir.
Ama unutulmamalı: Rüzgârın savurduğu yaprakların akıbeti bellidir. Bir süre sürüklenirler, sonra unutulup giderler. Oysa dalına bağlı kalan, köküyle toprağa tutunan yaprak, hem ağacın gövdesine güç verir hem de zamanı geldiğinde onurla toprağa düşer.
Siyasetin özü, koltuğa yapışmak değil; köküne, yani halkına bağlı kalmaktır. Rüzgârın yönü değiştikçe savrulanların adı belki bugün çokça anılır, ama yarın tarihin tozlu raflarında unutulmaya mahkûmdurlar. Çünkü hiçbir rüzgâr, halkın vicdanı kadar güçlü değildir.
Ama unuttukları bir şey vardır: Yaprak, dalından düşse de toprakla yeniden buluşur. Çürür, toprağa karışır, ama aynı zamanda yeni filizlerin gıdası olur. İşte toplumların tarihi de böyledir. Her düşüş, her savruluş, her yenilgi, bir sonraki kuşaklara ders ve güç bırakır. Rüzgârın oyuncağı olmayı reddedenler, toprağın beslediği yeni filizlerdir.
O yüzden asıl sorun yaprağın düşüp düşmemesi değil; düştükten sonra neye dönüştüğüdür. Eğer toplumsal bellek, dayanışma ve direniş yeniden filizlenirse, rüzgârın gücü sınırlıdır. Çünkü hiçbir rüzgâr, kök salmış bir ağacı deviremez.











