Gezek… Sadece bir “söyleşi toplantısı” değildir; aynı zamanda bir kentin belleği, bir toplumun ruhudur. Bu yönüyle UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası olarak kabul edilmesi, onun taşıdığı değerin evrensel bir tescilidir. Bursa Uludağ Gezeği’nin Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdiği gece ise bu mirasın yaşayan, soluyan bir örneği oldu.
Gecenin daha ilk anlarında duyumsanan , yalnızca bir konser dinleyecek olmanın ötesinde, bir geleneğin içine davet edilmenin verdiği sıcaklıktı. Ahmet Erdursun’un “Hoşgeldiniz” bestesiyle açılan gece, adeta bir kapı araladı; dinleyiciler bu kapıdan içeri girerken geçmişin inceliğiyle bugünün coşkusu arasında bir köprü kuruldu. Dernek Başkanı Ali Piliçer’in konuşması, gezek kültürünün yaşatılmasının bireysel değil toplumsal bir sorumluluk olduğunu anımsatıyordu.
Karcığar peşrevi ve ardından gelen fasıl, Türk sanat müziğinin incelikli dünyasını bir bütün olarak ortaya koydu. Aynı makamda ilerleyen eserler, dinleyiciye sadece müzik değil, bir duygu sürekliliği sundu. “Bir goncaya bir hane nigah eyledi bülbül” ile başlayan o zarif yolculuk, “O ahu bakışlara bir anda kandı gönül”de duygusal bir doruğa ulaştı. Koro uyumu ve seçilen eserlerin bütünlüğü, geceye estetik bir derinlik kattı.
Ardından gelen hareketli türkülerle birlikte atmosfer değişti; neşenin, coşkunun ve halkın ortak duygularının sesi yükseldi.
Müthiş ikili kanun ve kemanın ara taksimi ise gecenin en etkileyici anlarından biriydi. Bu iki enstrümanın söyleşircesine kurduğu müzikal diyalog, gezek geleneğinin “sohbet” özünü müzikle somutlaştırdı.
İkinci bölümde Mustafa Güleç’in Bursa’nın tarihine ilişkin anlattıkları, gecenin kültürel boyutunu daha da zenginleştirdi. İhsan Bölük’ün gezek geleneğine ilişkin verdiği bilgiler ve ardından yapılan gezek duası, bu etkinliğin sadece sanatsal değil aynı zamanda ritüel bir boyut taşıdığını da gösterdi. Ev sahipliğinin müzikle taçlandırılması ise geleneğin en güzel yansımalarından biriydi.
Okunan eserler, Türk sanat müziğinin belleklerde yer etmiş seçkin örnekleriydi. “Senede Bir Gün”den “Gönlümün şarkısını gözlerinde okurum”a uzanan repertuvar, dinleyiciyi zaman içinde bir yolculuğa çıkardı. Bu yolculukta her şarkı, bir anıya, bir duygunun izine dokundu.
Gecenin sonunda sahneye çıkan Işıl Ay ( Şükran AY'ın kızı) bu geleneği nasıl içselleştirdiğinin en güzel göstergesiydi. Sesiyle, yorumu ile ve özellikle gazeldeki başarısıyla, gezek kültürünün geleceğe emin ellerde taşındığını kanıtladı.
Sonuç olarak bu gece, salt bir konser değil; bir kültürün yeniden anımsanması, paylaşılması ve yaşatılmasıydı. Gezek geleneği, müzikle, sözle ve en önemlisi birlikte olmanın verdiği güçle yaşamaya devam ediyor. Bursa Uludağ Gezeği’nin bu anlamlı gecesi de gösterdi ki, gelenekler ancak yaşandıkça var olur ve paylaşıldıkça güçlenir.
Bu geleneğin yaşatılmasında emeği geçen herkese, dernek yönetimine, saz sanatçılarına, solist ve koristlere , dinleyicilere sonsuz teşekkürler.












