Bir köyü olmalı insanın. Bir de köyde bir evi olmalı. Evimizin bahçesinde türlü türlü ağaçlar var. Her birinin yeşili birbirinden güzel. Ceviz yeşili, zeytin yeşili, fındık yeşili, çimen yeşili...
Bu yeşillikler türkülerimizi anımsatır. Ceviz yaprağı yeşil, diye bir türkü düşer usunuza. Onu fındık dalları yeşil türküsü izler. Zeytin gözlüm sana meylim nedendir, sizi zeytinliklere götürür.
Bahçemizin en yaşlısı cevizlerdir. Yıllara meydan okurcasına dimdik ayakta dururlar. Her türlü olumsuzluğa karşın direnirler. Birer direniş simgesidir onlar. Her yıl bolca ürün vermeyi sürdürürler.
Cevizden biraz daha genci asmadır. Her yanı kabuk bağlamıştır. Kabuklar onun yaşını gösterir. Ağustos sonlarında ürün verir. Salkımlar, daldan sarktıkça sanki " ye beni " diye seslenir bizlere. Hele yaprağından yapılan yaprak sarmasının tadına doyum olmaz.
Fındık, kiraz, armut, ıhlamur öncekilere göre biraz daha gençtirler. Yine de yarım yüzyılı devirmişlerdir. Her ay bahçemizde meyve bulmak olasıdır. Ihlamur hem kokusuyla mutluluk yayar çevresine hem de çiçeği kış mevsiminde en iyi ilaçtır.
Zeytin, hünnap, kayısı, erik, ayva daha gençleridir. Türlü renkte yeşillikleri ile ayrı bir güzellik katarlar hem de meyveleri ile türlü lezzetler sunarlar.
Hele güllerimiz. Yediveren gülüdür onlar. Her mevsim açarlar. Üç Fidan anısına dikilmişlerdir. Tarihsel bir olaya tanıklık ederler. Beyaz, kırmızı, mor renkleriyle z gözlerimizi okşarlar. Kokularıyla çevreye mistik bir hava verirler.
Bir köyü olmalı insanın. Köyde de bir evi. Doğal yaşamı yatmalı herkes. Bu ülkenin gerçek sahibi gerçek üretici köylülerle bir araya gelmenin, onlarla söyleşmenin tanımını yapmaya sözcükler eksik kalır.
Hele bir de kardeşlerin varsa yanında değmeyin keyfimize. Birlikteliğin kardeşliğin, dayanışmanın verdiği tadı, verdiği mutluluğu hiçbir yerde bulamazsınız.
Onun için diyorum ki bir köyü olmalı insanın. Köyde de bir evi.












