Bu sabah haberleri izliyorum. Bir yorumcu, iktidarın oylarının şimdilerde bile &30 dolayında olduğunu söylüyor. İttifak oylarının ise & 40. Şaşırdım elbet.
Çeyrek yüzyıldır bu iktidar var ülkemizde. Kimseye nasip olmayacak denli güçlü ve uzun süreli bir iktidar. Meclis çoğunluğu ellerinde. Diledikleri yasayı çıkarıp dilemediklerini engelliyorlar.
Haberlerde sunucu ve yorumcuların, büyük çoğunluğun açlık sınırı altında yaşadığını, derin yoksulluğun insanları inim inim inlettiğini söyleyip duruyorlar. Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, vergi vermiş emekliler, açlıkla savaşıyorlar. Ayakta kalmak için didiniyorlar. İşçiler, emekçiler, aynı durumda. Köylü , ürününü satamıyor. Elde avuçta ne varsa onu tüketiyor. Memuru, öğrencisi, çalışanı herkes durumundan yakınıyor.
Nasıl oluyor da herkes yaşamından memnun. Kimse yakınmıyor. İktidar oylarında düşüş yaşanmıyor. Haberleri izlerken, usuma ünlü Rus yazarı Dostoyevski düştü. "Acaba haklı mı bu yazar? " diye düşünmeden edemedim.
Dostoyevski kalabalık bir toplantıda yaptığı konuşma ve okuduğu şiir nedeniyle Rus Çarı tarafından hapse mahkum edilir. Hapisteki yıllarını "Ölüler Evinden Anılar" kitabında toplar. Yazar, buradaki yaşamından önce insanları, halkı iyi tanıdığını düşünür ama kısa sürede yanıldığını anlatır bu yapıtında.
Dostoyevski, " kara halk" diye tanımladığı bu kitleyle tanıştıktan sonra, insanları çözümlemeye ve onların iç dünyalarının derinliklerine inmeye başlar.
Sürgündeki Dostoyevski, hapishanedeki bir köpekle dost olur ve onunla mahkumların arasındaki ilişkileri gözlemler. Aslında bir çeşit insan ilişkileri üzerine deney yapar.
Gözlemleri sonucu, insanları tanıdığını sanırken ne kadar yanıldığını anlar . Onu bu düşünceye yönelten de yine insanların davranışlarıdır.
Köpeği izlemeye başlar. Köpeğin yanından geçen mahkumlar her geçtiklerinde köpeği tekmeler. Köpek ise yanına bir mahkum yaklaştığında eğilir ve tepki vermez. Bunun gören Dostoyevski, köpeğe yaklaşır ve onun başını okşar. Köpek sanılanın aksine ona şaşkınlıkla bakar. Acı acı havlayarak yanından hızla uzaklaşır.
Önüne gelen mahkumun tekmelediği köpek, o günden sonra nerede Dostoyevski’yi görse ondan kaçar ve ona bir daha asla yaklaşmaz.
Dostoyevski’nin köpekle olan öyküsü, sevgisizlik üzerine yapılan efsanevi bir deneydir. Çünkü, ruhu köleleştirilmiş olan köpek sevgiye muhtaçtır. Tıpkı insanlar gibi.
Sürekli haksızlığa uğramış ve kötü muamele görmüş insanlar, aslında sevgiye açtırlar. Bu insanlar, iyi bir davranışla karşılaştıklarında nasıl tepki vereceklerini bilemezler. Böylesi kişilerin gözünde onları aşağılamak, onlara sunulmuş bir nimettir. Eşit ve iyi davranış, onların gözünde değersizdir.
Dostoyevski bu durumu şöyle özetler: “Zulüm bir alışkanlıktır; insanda bu alışkanlığın kökleşmesi, sonunda hastalığa dönüşmesi kaçınılmazdir. Sarsılmaz inancıma göre, en iyi insan bile alışkanlıkla, sanki bir hayvanmış gibi kabalaşıp o derece aptallaşabilir. Kanla, kudretle mest olur; hoyratlığı, ahlaksızlığı, içindeki kötülüğü büsbütün geliştirir; aklı, duyguları kesinlikle doğal olmayan hareketleri yadırgamaz ve sonunda bundan zevk almaya başlar.
Bir zalimde hem insanlık, hem de yurttaşlık tümüyle yok olmuştur. Yeniden onurlu bir insan olması, pişmanlık duyup eski yaşamına dönmesi olanaksızdır artık. İşin asıl kötü yanı, böyle bir başına buyrukluk kolayca topluluğa bulaşabilir. Kudret, son derece ayartıcı bir şeydir. Toplum da böyle bir etkiye kayıtsız kalırsa, bu alışkanlığın toplulukta kökleşmesi işten bile değildir.
Kısacası, bir insana kendi benzerine fiziksel ceza verme hakkının tanınması topluluğun yaralarından biridir; bu yara bir yandan o topluluktaki özü ve yurttaşlık duygusunu kemirirken, öte yandan önüne geçilmez bir düzensizliğe yol açar.
Köpeğin tekme atanlardan kaçacağı yerde başını okşayan Dostoyevski’den kaçmasının bir psikolojik açıklaması vardır elbet!
Kötülüğü yaşamın gereği ve koşulu gibi kabul etmiş canlıların sevgiyi, kardeşliği, paylaşmayı görünce çok büyük şaşkınlık yaşamaları ve afallamalarıdır bu...
Ruhu köleleştirilmiş bu köpek sevgiye açtır ve bu durum insanlar için de geçerlidir...
Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar bazense iyi davrandıklarınız sizden nefret eder...
Sizce de öyle mi?











