Aydınlık, karanlığı hep yenmiştir.
Tarih, bilim insanı, düşünür ve aydınların inandıkları düşünceler için mücadele ederken canı ile bedel ödemiş nice acı olaylarla doludur. Canı ile bedel ödeyen düşünürler, fikirlerini savunmak uğruna ölüme meydan okuyan, inançları veya bilimsel gerçekler için hayatlarını feda eden aydınlardır.
Sokrates (baldıran zehir), G. Bruno(yakılarak), yakın geçmişte 1993 yılında aydınlarımızın madımak otelinde yangın çıkartılarak, U. Mumcu, A. Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Türkan Saylan, Turan Dursun ve daha anımsayamadığım niceleri katledilerek yaşamlarına son verildi.
Doğan Küba’nın deyişi ile; mürekkep yalamış olanlarımız Türk toplumunun bilimde, felsefede, edebiyatta, sanatta geri kalmış olduğunu hem tarihten bilirler hem de toplumun bu günkü performanslarını dünya ile karşılaştırdıkları zaman görecek kadar bilinçlidirler. Genelde aydınlanma dendiği zaman Fransız devrimlerinden kilise karşıtı düşünce akımı anımsanır.
Aydınlanmayı başlatan 16.yy Alman keşişi M. Luther’in Katolik kilisesinin endüljans (para karşılığı günah çıkartma) gibi uygulamalarına karşı çıkmıştır. Aydınlanmanın ilk fitilini ateşlemiştir.
Osmanlı toplumu, Voltaire, j.j. Rousseau, Diderot, monteqiu, kant gibi uygarlık tarihinde özel yeri olan Avrupa düşünürlerinin temsil ettikleri aydınlanma düşüncesinin izleyicisi olamamıştır. Tanzimattan sonra Avrupa’yı izlemeye başlayan aydınlanma edebiyatından çeviriler yapmış olmaları Türk okumuşunun aydınlanma düşüncesinin anladığı anlamına gelmiyor.
Müslümanlar dışında tüm dünya ülkeleri laik sistemle yönetiliyor. Türkiye bu bağlamda ayrıcalıklı konumu onu İslam dünyasının en gelişmiş ülkesi yapmış. İslam’da aklın egemen olduğu bir dünya görüşü henüz yok.
Toplumlar akıl ve din merkezli davranışların kesişme noktalarında pek de dengeli olmayan bir dünya da yaşıyorlar. Ne yazık ki kapitalizm sanayiye, sanayi bilim ve araştırmaya, bilimsel araştırma aklın egemenliğine dayalıdır.
Bir aydın veya kendini aydın sanan birileri; bilimsel düşünceyi rehber almıyor, dogmalara inanıyor, toplumsal sorunlara eğilip sorgulamıyor, eleştirel bakış açısına sahip olmuyor, hukuksuzluğa, doğa ve çevre katliamlarına, laik eğitim erozyonuna, insan hakları ses çıkarmıyorsa görevini yapmıyor demektir.
Halbuki aydın; çevresine ışık tutan, tutarlı, cesur, hoşgörülü ve empati yeteneği gelişmiş kişidir.
Aydın korkmaz, itiraz eder, daima muhaliftir, gerektiğinde bedel öder.











