Sofralarımızın incisi, ürünlerimizin birincisi, konuklarımıza ikram edilen en önemli içkisi, doğa güzeli çay.
Çay doğu Karadeniz bölgesinin bazı illerin en büyük geçim kaynağı…Çay bir köşede değil, baş köşede…Politikamızı ona odaklı yapacak, onun çevresinde dolaşacağız. Çünkü Artvin, Trabzon gibi komşu illerimizin Rize ye yakın hudut ilçeleri ile çayın başkenti Rize’de en önemli şekilde ele alınmalıdır.
Her ailede en az bir kişinin ya çay emekçisi veya emeklisi vardır. En azından işçisi, memuru ve köylüsünden çay bahçesine sahip olmayanı yoktur.
Bölgemize kendi yeşil rengini verip güzelleştiren bu bitkimizin ekiminden toplanmasına, satışından hak edişlerinin alışına kadar bir sürü sorun yaşanmaktadır Kendiliğinden oluşan sorunların üstüne, ilgili ve yetkili olanların yanlış hatalı politikaları cabası. Önceki yetkililer dışardan çay ithal ederek değerini düşürdü, daha sonra gelen üreticiye kota, kontenjan koyup çay alımını zorlaştırır. Üretici mağdur oldu. Çayını yok pahasına özel firmalara kaptırdı.
Üretici diktiği çayın ruhsatını alamadı. Topladığı çayı satamadı. Elinde kaldı. Sattığı çayın hakedişin zamanında alamadı. Üstüne üstlük fabrikalar çay paralarını üreticiye sormadan kendi lehine bankalarla anlaşıp promosyon pazarlığı yaparken bunu üreticiye yansıtmadı.
Ayrıca üreticinin izni ve onayı olmadan hak edişlerinden yasal olmayan kesintiler yapıldı. Üreticinin hak edişlerini bankalarda bekletilerek faiz alındı. Üretici enflasyon ve hayat pahalılığı altında ezildiği yetmiyormuş gibi bir de değeri uçmuş ücrete muhatap edildi.
El emeği, göz nuru olan her ürün, üzerinde çalışılan her proje şüphesiz çok değerli ve önemlidir. Ancak bunu yaparken getiri, götürüsünü ve bizim için hayatı değeri olup olmadığına da bakmak gerek. Çay için ne yapılsa azdır. Çayın sorunlarını dile getirmek ve çözüm üretmek için her türlü yol denenmelidir.
Örgütlü on kişi dağınık yüz kişiden daha etkin ve güçlüdür. Toplum olarak örgütlenmeyi sevmiyor ve beceremiyoruz. Hep birileri bizim için düşünsün, bizim adımıza karar versin kolaylığına alışmışız. Kendi ürettiğimiz ürünle ilgili kendimiz karar veremiyoruz. Çünkü biz korku zeminde eğitim görüp yetişmiş. Biat kültür anlayışı ile aşılanmışız.
Toplumumuzun bu özelliğini bildiğimizden bizde grupça böyle bir proje planlamışız. İstedik ki” kurbağa haşlanması” benzeri uyutulan, uyuşturulan halkımızı biraz sarsalım. Uyandıralım. Kendisine gelmesini sağlayalım. Silkelenelim. Bu proje ile kendi azim ve kararlığımızı gösterelim. Korkmadığımızı haykıralım. Siyasi partiler öncülüğünde STÖ ile işbirliği içinde çözüm arama yollarını araştıralım.











