Bugün herkesin dilinde aynı söz dolaşıyor:
“Sonuna kadar Atatürkçüyüm…”
Ama ne ilginçtir ki, fırtına çıktığında ilk terk edilen liman da çoğu zaman Atatürk’ün düşünceleri oluyor. Dün kürsülerde yüksek sesle cumhuriyetten, laiklikten, halkçılıktan söz edenlerin; bugün makam, mevki, adaylık ya da kişisel çıkar uğruna başka kapılara yöneldiğini görüyoruz. İşte tam da burada şu soruyu sormak gerekiyor:
Atatürkçülük gerçekten nedir?
Atatürkçülük, yalnızca bir partinin kapısından içeri girmek değildir. Sadece rozet taşımak, nutuk atmak, sosyal medyada birkaç paylaşım yapmak da değildir. Atatürkçülük; zor zamanlarda dimdik durabilmektir. Bedel ödemeyi göze alabilmektir. Karanlığın büyüdüğü yerde ışığı savunabilmektir.
Çünkü Mustafa Kemal’in yürüdüğü yol, rahat bir yol değildi. Hakkında idam fermanı çıkarıldı. “Asi” ilan edildi. İşgalcilerin hedefi oldu. Yakın arkadaşlarını kaybetti. Yokluk gördü, ihanet gördü, umutsuzluk gördü. Ama hiçbir baskı onu teslim alamadı. Çünkü onun mücadelesi bir koltuk kavgası değil, bir bağımsızlık kavgasıydı.
Bugün ise en küçük baskıda yön değiştirenleri görüyoruz. Bir eleştiri geldiğinde susanları… Bir makam tehlikeye girdiğinde ilkelerinden vazgeçenleri… Dün “Cumhuriyet Değerleri” diye konuşup bugün tam tersini savunanları…
Oysa Atatürkçülük, rüzgâra göre yön değiştirmek değildir.
Atatürkçülük, yalnız kaldığında da aynı yerde durabilmektir.
Emperyalizme karşı olmak; yalnızca geçmişteki işgalleri anlatmak değildir. Bugün ülkenin ekonomik bağımsızlığını, düşünsel özgürlüğünü, hukukun üstünlüğünü savunabilmektir. Cumhuriyeti korumak; sadece bayramlarda marş söylemek değil, liyakati, bilimi, eğitimi, kadın haklarını ve laik yaşamı savunmaktır.
Çünkü cumhuriyet bir miras değil yalnızca; aynı zamanda bir sorumluluktur.
Ne yazık ki günümüzde siyaset, ilke insanlarından çok konfor insanları üretmeye başladı. Direnmek yerine uyum sağlayanlar, sorgulamak yerine susanlar, halk için değil kariyer için hareket edenler çoğaldı. Böyle dönemlerde Atatürk’ün adı çok kullanılır ama düşünceleri giderek daha az yaşatılır.
Oysa gerçek Atatürkçülük, alkışın bol olduğu günlerde değil; baskının arttığı zamanlarda ortaya çıkar. Çünkü fikir sahibi olmak kolaydır, bedel ödemek zordur.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; fotoğraf çektiren Atatürkçüler değil, mücadele eden Atatürkçülerdir.
Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanırken değil, cumhuriyet tehdit altındayken de onun yanında durabilen insanlardır.
Tarih bize şunu gösteriyor:
İlkelerinden vazgeçenler günü kurtarabilir.
Ama direnenler geleceği kurar.













