Kişi kendine yakışanı yapar.
Kime, ne ve neyi yakıştıramadığımı yazımın tamamını okuyunca anlayacak, ya bana hak verecek veya beni eleştireceksiniz. İkisini de kabul ediyorum. Yeter ki sabırla sonuna kadar okuyun.
Bazı emekli arkadaşlarımın günlük yaşamlarını gözlemlediğimde tanık olduklarımı sizinle paylaşmak istiyorum. Hele meslektaşlarımın yaşantılarından…
Başta söyleyeyim. Emeklilik boş otur, yat, kalk, keyfine bak lüksüne giren bir şey değildir. Kahvehane, eczane, hasta hane üçgeninde sürdürülen yaşam hiç değildir. Olmamalıdır. Hasta hane, ecza hane ve ev üçgeninde süren hayat elimizde olmayan bir şeydir. Sağlıklı yaşamak, sağlığı korumak için gerekli olan bir şeydir. Ona lafım yok. Benim lafım kahvehane, meyhane ve başka hane ile biten yerlerde sürdürülen hayat ve bunu sürdürenleredir. Buralarda zaman öldürüyor, ciğerlerine kirli hava dolduruyor ve prestijlerini yıpratıyorlar. Onların bahaneleri peşin. Ne yapayım? Zaman geçmiyor. Zamanı değerlendiriyorum, derler. Daha neyin zamanını geçmesini istiyorsun? Emekli olmuş, ömrünün sonuna gelmişsin.
Zamanının iyi değerli şeylerle doldurmak, birikimlerini ve deneyimlerini paylaşmak varken akşama kadar bu köşelerde bir anlık zevklerinin kurbanı olurlar. Hoş bunlar aktif yaşamlarında, mesleğini sürdürürken eline kitap almamış, gazete takıp etmemişlerdir. Bir öğretmen arkadaşıma; “kitap oku. Gününü daha iyi geçir.” Dediğimde bana ne desin;” niçin okuyayım? Onu da benim gibi insan yazdı” o zaman ben ona,” o zaman hasta olduğunda doktora da gitme. Doktor da senin gibi insan. Kendi teşhisini koy, tedavini yap” dedim. Bunlar öğretmenlik yapmış ama öğretmen olamamış kişilerdir. Sen bunlardan ne beklersin? Çocuklara ne vermişlerdir? Kaynaklardan hazır bilgileri ezberletip taze beyinlere aktarıp yüklemişler ve bilgi hamalı bireyler yetiştirmişler. Çocuğun ufkunu açan, düşündüren zihinsel, bedensel ve duygusal gelişimini sağlayıcı hiçbir katkıları olmamıştır. Bu tiplerle yakından tanık olmuşumdur.
Bunlar emekliliğinde de hiçbir örgüte, siyasi oluşuma da girmez görev almazlar. Hoş girseler bile aktif görev almazlar dolgu malzemesi olarak kalırlar. Bağlı bulunduğu kuruluş ve örgütün, partinin ne tüzüğünü, plan ve programını bilirler ne de öğrenmeye çalışırlar. Siyaseti de seçimden seçime sokak diliyle yaparlar. Böyle arkadaşların kişiliklerine değil, öğretmen oldukları için kendilerine yakıştıramıyorum.
Eğitimcinin emeklisi olmaz. O daima ömrünün sonuna kadar ışıyacak. Aydınlatacak hatta ömrünün bitiminde öldükten sonra bile yapıt ve yaptıkları ile ışık olup yol gösterecek.
Bana göre insan üç yaşam sürecini yaşar;
1. Biyolojik yaşam: vücudunun organları iflas eder. Ecelin gelene kadar yaşarsın.
2. Genetik yaşam. DNA ve GEN in neslinin son damlasına aktarana kadar yaşarsın.
3. Manevi yaşam. Unutulduğun ana kadar yaşarsın. Yapıtlarınla, geride bıraktıklarınla anıldığın sürece yaşarsın. Buna örnek Atatürk hala yaşıyor. Hz. Muhammed hala yaşıyor. Edison yaşıyor. Buna benzer nice bilim insanları, yazarlar, sanatçılar biyolojik ölseler bile yaşıyorlar.
Öneriler:
- Okuyun. Birikim ve deneyimlerinizi yazın. Kaydedilmeyen kaybedilir.
- Müzikle ilgilenin. Müzik ilaçtır. İcracı olmasanız bile iyi bir dinleyici olun. Kulaklarınızın pası silinsin.
- Sosyal hayatta aktif rol alın. Siyasete girin. STÖ ne üye olun. Hiç olmazsa torunlarınızın okulunda aile birliğine girin. Görev alın.
- Gezin. Yılda en az bir nostaljik (eski görev aldığınız yeri) ve bir de ilk göreceğiniz yere gidin. Müzeler, tarihi ve turistik yerler
- Varsa gençliğinizde edindiğiniz hobileri geliştirin. Tarım, hayvancılık, balıkçılık ve arıcılık gibi
- Ticaret yapın.
Göreceksiniz ki zaman size yetmeyecek. Nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Toplumda değerli bir konumunuz olacak. Saygı göreceksiniz.
NOT; Öneri, yorum ve eleştirilerinizi bekliyorum.












