Sanat, hayatla hayalin; birbiri içine girerek imgesel düşünme yoluyla kendini var eder. Estetik, sanatsal imgenin amaca yönelmesinde kılavuzluk yapar.
Hayalle hayat arasındaki denge sanatçının niteliğini de belirler. Devrimci sanatçı, mümkün olan bir başka dünya hayalini gerçekleştirme çabasıyla kaleme, fırçaya, notaya sarılır.
Bu yönüyle dünyada süregelen sanat, toplumsal mücadelede bir silah değil; bu mücadelenin ta kendisidir.
İnsan türünün bir birikimi olan “sanat”, insan olmanın da birikimidir... Sanatın tarihi, aslında insanca yücelişin tarihidir.
Sanatın hangi alanına bakarsak bakalım merkezinde insan vardır. Sanat daha iyi yaşama tutkusunun da kurgulandığı bir alandır.
Bu yüzden barış düşüncesi, çağdaş sanatın ve sanatçının kafa yorması gereken bir olgu olarak gündemden hiç düşmemiştir. İnsanların savaştan, yokluktan, yoksulluktan, dışlanmışlıktan ve yok sayılmaktan ruhen ezildiği bir dünyada sanatçının sorunlara kayıtsız kalması düşünülemez.
Goethe, büyük sanatçıların hepsinin insanlık sorununa yöneldiklerini, bu yönelimin dünya barışına insanın önemli katkılar sağlayacağını söylüyordu. A. Camus'un eserlerinde zorbalığa karşı çıkma işlevi açık ve seçiktir. O ne susmayı ne de yansız kalmayı benimser. Acı çeken kitleler sustukça birilerinin onların yerine konuşması gerektiğini söyler. Dostoyevski'ye göre insan, özgür bir varlık olarak kötüden sorumludur. Ona göre, kötü olan her şeyle mücadele edilmelidir.
Sanatçı; insanı insan yapan duyguları yüreğinde duyduğu, insanoğluna olan ilgi ve sevgisini duygusal olmaktan çıkarıp düşünsel düzeyde belleğinde var ettiği sürece insanoğlunun onuruna, kişiliğine, özgürlüğüne ve varoluşuna yönelik her eylemin karşısında yer alır. Böyle bir duruş sanatın da varoluş nedenlerindendir.
Suyu ışık yapmaları, Düşü gerçek yapmaları, Düşmanı kardeş yapmalarıdır. Sanatçı, savaşın topuna-tüfeğine karşı kalemini, fırçasını, notasını koymasının bir zorunluluk olduğu anlamına gelir. İşte o zaman insanın özüne ilişkin o gizli güç asıl Adalet’e dönüşür.
Özgürlük, eşitlik gibi demokratik kavramlarla pekiştirilmemiş bir 'barış' eksik bir barıştır. İşte sanatçı, savaşı yaratan sosyal, ekonomik ve siyasal nedenlerin tümüyle ortadan kalktığı böyle topsuz-tüfeksiz bir dünyayı özlüyor.
Bunun gerçekleşmesi için de Einstein'ın deyişiyle 'savaş uğruna hiç karşı koymaksızın göze aldığımız özverileri, barış uğruna da göze almakla yükümlüyüz.'
Sanatın; bu büyülü dilini kullanarak, dünyaya barışı egemen kılabiliriz.













Yüreğinize ve kaleminize sağlık
Kaleminize, yüreğinize sağlık! “Sanatın, bu büyülü dilini kullanarak, dünyaya barışı egemen kılabiliriz” Bunu yapabilmek için de sanırım bütün insanlara o büyülü dili öğretmek, kendisi dahil büyün varlığı sorgulama yetisi kazandırmak zorunda kalacağız! Ümitsiz değilim ancak imkânsız aşklara yelken açtığımızın da farkında olarak üretmeye; iyi, doğru ve güzel olanın yanında durmaya devam... Selam, sevgi ve saygılarımla
Teşekkür ederim. Sanat varsa umut var.
Çok güzel bir yazı kutluyorum Şükran Yangın üst Hanım sanat insanı yaşama ve birbirine bağlayan Hayal ile gerçek arasındaki köprüdür