"Gidişinin Hüznü Düşer Gönlüme…"
Sinan Kutay

Sinan Kutay

Kuzey Yıldızı

"Gidişinin Hüznü Düşer Gönlüme…"

18 Mayıs 2020 - 13:04

             Aşağıdaki paylaşım, mazlum uluslara esin kaynağı olmuş bir büyük devrimcinin… İşgalciyi denize döken gerçek bir başkomutanın…  “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyerek, emperyalizme meydan okuyan bir büyük devlet adamının…  günümüz sünepelerine örnek teşkil edecek destansı duruşunun ifadesidir.
           
              Lozan Barış Anlaşmasının hemen sonrası idi
           
             Bir akşam Atatürk’ün sofrasına Özel Kalem Müdürü telaşla yaklaştı ve bir şifreyi okudu;
           
              Şifreli mesaj Çanakkale Valiliğinden geliyordu. İki büyük devlet, Çanakkale’nin bazı yerlerine (mezarlıkları olduğuna gerekçelenerek!) kendi bayraklarını asacaklarını bildirmişlerdi. Vali de bunu haber veriyor ve ne yapması emredileceğini soruyordu.
           
             Mesele mühimdi. Türk topraklarına yabancı milletlerin bayrakları asılacaktı.
           
             Atatürk, telgrafın mahiyetini öğrendikte
n sonra:
           
             -Acelesi yok… 
cevabını verdi ve Özel Kalem Müdürünü savdı.
           
            Bundan daha acele ne olabilirdi? Vali şifreyi, ‘Çok Acele’ kaydıyla çekmişti. Öbür gün, öğlen olmadan yabancı devlet mümessilleri bayraklarını çekeceklerdi.

           
             Valinin alacağı tedbir, ancak alacağı emre bağlı idi.

           
             Özel Kalem Müdürü, yarım saat sonra tekrar Atatürk’ün huzurunda idi.

           
             Atatürk kaşlarını çattı
;
           
             -Veririz dedik ya, ne acele ediyorsun?..

           
             Tekrar sofradan ayrılan müdür, diğer taraftan da sıkıştırılıyor, ‘Çok Acele’ olan telgrafa cevap verilmeyişi Çanakkale Valisini de güç duruma düşürüyordu.
           
             Saat 10.00 oldu… Atatürk’ün fikri alınmadan cevap verilemeyeceğine göre bu cevabı bir an evvel almak gerekiyordu.

           
             Saat 23.00’de Çanakkale Valisi, ikinci bir telgrafla cevap istiyordu. Özel Kalem Müdürü yine Atatürk’ün sofrasına yaklaştı…
           
             Atatürk inanılmaz bir soğukkanlılıkla
;
           
             -Nedir bu aceleniz ve telaşınız…
dedi,
           
            -Elbette cevap veririz, Bırakın da biraz rahat edelim.

           
             Özel Kalem Müdürü tekrar uzaklaştı. Arka odalarda ilgili memurların telaşı devam ediyordu. Atatürk’ün bu haline bir türlü anlam veremiyorlardı. En çok hassas olduğu bir konuda bu kadar kayıtsız kalması olur şey değildi…
           
             Hadisenin mahiyeti çok mühimdi. Öbür gün, Çanakkale’de mühim hadiseler olabilirdi.

             Şehit kanları ile yıkanmış topraklara, yabancı milletlerin bayrağının çekilmesine hiçbir vatandaşımız tahammül edemezdi. Bu bayrağı dikecekler halk tarafından linç edilebilirdi…

           
             Çanakkale Valisinin telaşı da bu yüzdendi… diğer yandan,  yabancı devlet temsilcileri resmen Vilayeti haberdar etmişlerdi. Belki de cevap beklemeden arzularını veyahut hükümetlerinin talimatlarını yerine getirmeye kalkışabilirlerdi!

           
             Saat 24.00’de… saat birde… ve saat ikide yine münasip bir şekilde Atatürk’e müracaat edildi. Atatürk her defasında, asla hiddetlenmeden ama kayıtsız bir eda ile cevabı ve sofradan kalkma zamanını geciktiriyordu!
           
             Çanakkale Valisinin telgrafına mutlaka cevap vermek lüzumunu şiddetle arzu edenler de neticeyi merak ve endişe ile beklemekteydiler. Atatürk’ün mutlaka bir cevap vereceğini biliyorlardı. Yalnız bu nasıl bir cevap olacaktı ki bu nazik durum halledilebilsin?

           
             Gün ağarmak üzere idi. Atatürk Özel Kalem Müdürünü çağırdı
;
           
             -Şifreye cevap verdiniz mi?

           
             Özel Kalem Müdürü görevini savsaklamış insanlara mahsus bir korku ile;
           
             -Hayır Zatıalileri,
dedi ve devam ediyordu ki…
           
             Atatürk
sözünü kesti;
           
             Yazınız öyleyse…’ Çanakkale Valiliğine ; Çanakkale topraklarına yabancı bayrağı çekmeye yeltenenler, kim olursa olsunlar, derhal ellerine kelepçe takılarak -Ankara’ya sevk ediniz.”

           
             Ve ardından Özel Kalem Müdürüne sordu…
           
             -Ne yapacaksınız şimdi ?

           
             -Şifreye şifreyle cevap vereceğim efendim.

           
             -Hayır,
dedi…Şifre ile değil, bu telgrafı AÇIK çekeceksiniz…
           
             Telgraf derhal çekildi, ama gelin görün ki bahsedilen yer ve saatte Çanakkale’de, yabancı devletlerin bayrakları şöyle dursun, temsilcileri de ortalıkta görünmüyordu.(*)
           
             O şanlı ve Onurlu günlerden, bugüne… kara sularımızda cirit atan yabancı bandıralı gemiler, yabancıya satılan vatan toprakları ve Yunanistan’ın bayrak diktiği -17 ada sorunsalını düşündükçe “…gidişinin hüznü düşer gönlüme” der kahırlanırım!
           
             Kimseyi Tanımadım ben, Senden daha güzel… Kurtuluşun İlk Adımının 101.yılı Kutlu olsun

             (*)-Atatürk Ansiklopedisi, Cilt;3
                       
 
 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum