Kulaklarınızda tıkaç, gözlerinizde rayban at gözlüğü sizin için öngörülmüş sığınaklarınızda! Mutlu- mesut ve bahtiyar mısınız?..
Değil misiniz yoksa?
Hal ve gidişten, özellikle de coronavirüs’den sual dahi etmiyorum!..
Kaldı ki sizin olumlayıp kabullenmeniz, mutlu-mesut olmanız kimin umurunda ki?
Önemli olan, milli ve yerli muhafazakarlarımızın bu kutlu yürüyüşlerinde ayaklarına taş değmemesidir! Gerisi laf-ı güzaf dır.
Yoksa, umre dönüşü karantinaya alınan kafilenin başka yer kalmamış gibi, sabahın köründe! apar-topar öğrencileri kapının önüne konan yurda yerleştirilmesi, ya da yurdun Ahır’a benzetilmesi kimin umurunda?.. Sağlıkta çığır açmış Sosyal devlet uygulayıcıları, ağzını açmış bekleyen! Sınırlarda veya içte (dört milyon Suriyeli misafirimiz) dururken, onca sorun arasında bir de bu işlerle mi uğraşacaklar.
Hem bu muhalif takımı hiç de rahat durmuyor ki. Kimi onur-gurur, en önemlisi ajitasyon yapıp, güya Dünya Bankasının 50 Milyar Dolarlık yardımından yararlanmak için bir gecede saklanan koronavirüs’ün hatırlandığını, yoksa hazırlıksız yakalandığımızı yazma cüretini gösterebiliyor zındıklar!
Hani deprem anlarında, kurtarma ekiplerinin enkaz altında kalan olup olmadığını saptamak, yardım eli uzatmak adına “kimse var mı?” diye seslenişleri vardır ya?
İşte o seslenişe göçük altında kalmışcasına Ölüm-dirim arasına, sıkışmış! yurttaşlarımızın; durumdan kazanç devşiren paragöz satıcılarının insafına terk etmeyip ses verelim diyorum.
Malüm kapitalizmin slogan prensiplerinden biridir “krizi fırsata çevirmek” işte bu nedenledir ki, koronavirüs salgını başladığından bu yana “fahiş fiyat uygulamaları” da salgına dönüştü. Dört liralık dezenfektanın fıyatı 32 liraya, 13 liralık kolanyanın fiyatı 33 liraya, 4 liralık makarnanın fiyatı 8 liraya çıktı.
Sakın “Ne oldu bize! Hoşgörümüze, dayanışma duygumuza, geleneklerimize?” diye boşuna hayıflanmayın. Kutsanan yükselen değerler, yenidünya sömürü düzeninin azgelişmiş modelinde yaratılan insan prototipinin değerleri, yozlaşmanın kaçınılmaz sonucu bu. Üstelik salt insani değerleri yitirdiğimiz, bencilliğin uçlarında yaşadığımız için böyle davranmıyoruz.
Çokça yıl var ki, milyonlar olarak kesintisiz, sadece madden değil, ahlaken de yoksullaşmanın hız kesmeden devam ediyor olmasının sonuçlarını yaşıyoruz coğrafyamızda!
Oysa, yoksul insanın bile kendinden daha kötü durumda olana yardım etme refleksi vardır elbette. Ancak bu duygu oldukça görecelidir. Yani siz yaşamınız içinde sürekli yoksullaşıp, kazanılmış haklarınızdan bir şeyler yitiriyorsanız… Bunun haksızlık, sömürünün sonucu olduğunu gözlemliyorsanız, öfkeli tepki içinde olursunuz.
Ama insan olmaktan kaynaklı değerlerinizi, güven duygunuzu sistem eliyle, gıdım, gıdım yitirirseniz, gelinen noktada içiniz sızlıyor olsa bile yaşam biçiminiz içinde yitirdiklerinizle başkalarına dayanışma içine girebilme istencini de yitiriyorsunuz.
“Bu ülke ne badireler atlattı, Kurtuluş savaşı yıllarında çok daha yoksulduk, yoksunduk, çaresizdik… dört bir yandan yetmez içten de kuşatılmıştık, ama yine de yedi düvele ulusça çok büyük dayanışma dersi verdik…” bağlamındaki yüreklendirici hatırlatmalarınızı duyar gibi olsam da; Mustafa Kemal önderliğinde, kurtuluş savaşı destanının yazılışını erekleyen toplumsal refleks algılamasında; Cumhuriyetin Kurucu Babalarının rol-model ve yönlendirici olmalarındaki azim ve kararlılığı atlamayın derim…
Küreselleşen dünyada, cehalet tohumları atarak algı oluşturmak, halkları birbirine kırdırmak, ötekileştirmek emperyalizmin en etkili silahı olsa da, asla bizim kaderimiz olmamalı.
Toplumsal aklanma, toplumun değerlerinde yaratılan erozyonda kötü örnek oluşturma, özendirme durumlarını ortadan kaldırıyor mu sizce? Kısaca… İnsan olma hallerini yitirenlere ilişkin sorgulamada çok geç kalmadık mı dostlarım.
İşte tam da bu noktada “Cennet de, cehennem de bu dünyada” lafı gelip baş köşeye kuruluyor!
Şimdi durup düşüneceksin… Ölçeceksin, biçeceksin, tartacaksın.
Kıyıya vuran küçücük bedenlerin geriye bıraktığı dünya da yaşadığımız anı anlayacaksın! Trilyonların olsa bile hasta olup olmayacağını kestiremeyeceksin.
Bilemeyeceksin, göremeyeceksin…
Dünya aynı noktada. O yüzden düşün… ve Uyarıları dikkate al. sakın evden çıkma!












Koca koca ülkeler sınırlarina sığmayıp kıtalar arasi savaşlara doyamayanlar. Mılyarlarca dolarkarı silaha yatıranlar. Nükler başlıkı füzeleri ile övünenler . Bir türlü doymayan zenginler . Gözle görülmeyen bir virüse yenildiniz. Bütün aşmetiniz yerle bir oldu..ayni anda her yerde ne dil ne ırk ne zengin ne fakir nede sınır tanımadan özgürce dünya üzerinde tur atan korona. Dünya artık koronadan önce koronadan sonra diye ikiye ayrıldı. Umarım insanlık bundan ders çıkarır. Umudum koronada. Çocuklara hayvanlara doğaya zarar vermediğine bakılırsa biliyor bu dünyaya kimler zarar verdi. Alır gider inşallah tüm kötülükleri kötü düşünenleri..elinize sağlık.Sinan bey evde olduğumuz bu günlerde yazılarınızı okuma fırsatım oldu. Yazmak fikirleri paylaşmak ihtiyaç. İnsan kendi ile çevresi ile hesaplaşıyor. Tekrar teşekkür ederim.
Tebrik ederim Sinan Bey.İnsani değerleri yitirdiğimizi hatırlattınız.Askıya astığımız değerlerimizi yeniden giymeliyiz.Holdingler de karantinada.Nihayet beton yığınlarının arasında bir ortaklık yaşıyor yoksullar ve zenginler....
Evet bunların at gözlüğü de ancak rayban olur.
Boşuna çekilmedi onca acılar... Duyarlılığınıza teşekkürler Ayşe dost.
Tebrikler kalemime sağlık.